66. Ayrımcılığın Ekonomik Analizi Hangi Kapsamda Ele Alınmalıdır?
Ayrımcılık genel olarak; toplum, örgüt ya da grup içinde birey ya da bireylerin diğerlerine sağlanan hak ve olanaklardan yararlanmasının engellenmesi olarak açıklanmaktadır. İşgücü piyasalarında ayrımcılık konusunun ele alınması eski tarihlere dayanmaktadır. ABD’ye ilk kez 1850 yılında Çin’den gelen ve ayrımcılığa uğrayan madencilerin durumu ile ilgili olarak yapılan yasal düzenleme bu alandaki ilklerdendir (McClain, 1994). ILO 1958 tarihli İş ve Meslek Sözleşmesine göre ayrımcılık;
(…) ırk, renk, cinsiyet, din, siyasal inanç, ulusal veya sosyal köken bakımından yapılan iş veya meslek edinmede veya edinilen iş ya da meslekte tabi olunacak muamele eşitliğini yok edici veya bozucu etkisi olan her türlü ayrımcılık gözetme, ayrı veya üstün tutma, ilgili üye, memleketin varsa temsilci, işçi ve işveren kuruluşları ile ve diğer ilgili makamlarla istişare etmek suretiyle belirleyeceği, meslek ve iş edinmede ya ad iş ve meslekte tabi olunacak muamelede eşitliği yok edici veya bozucu etkisi olan bütün diğer ayrılık gözetme, ayrı tutma veya üstün tutma” olarak tanımlanmaktadır (Demir, 2011, s. 761).
Bu bağlamda; ırkçılık ya da etnik ayrımcılık, cinsiyete dayalı ayrımcılık, yaşa dayalı ayrımcılık ve engelliliğe dayalı ayrımcılık gibi farklı görünümlerde karşımıza çıkan ve sosyal davranışı etkileyen durumlar bulunmaktadır. Cinsiyete dayalı ayrımcılık konusu en yaygın ayrımcılık türüdür. Erkek ve Kadın İşçiler Arasında Ücret Eşitliği Hakkında 100 Sayılı ILO Sözleşmesi, İş ve Meslek Bakımından Ayrımcılık Hakkında 111 Sayılı ILO Sözleşmesi ve İstihdam Politikasıyla İlgili 122 Saylı ILO Sözleşmesi gibi düzenlemeler iş yaşamında kadın ve erkekler arasındaki ayrımcı uygulamalara son vermeyi hedeflemektedir (Güler, 2015, s. 118; Demir, 2011, s. 760).
Bu başlık kapsamında ayrımcılık ücret ayrımcılığı ve mesleki ayrımcılık olmak üzere iki ana boyutta ele alınmaktadır. Ayrımcılığa maruz kalan yukarıda sayılan grupların bu ayrımcılığı ücretler ve meslekler boyutunda nasıl yaşadıkları incelenirken işgücü piyasalarında ücret farklılıkları konusundan hatırlanacağı üzere, heterojen işler ve ücret farklılıkları başlığı altında yer alan yönüyle ücretlerde ayrımcılık boyutunda bir inceleme söz konusu olmaktadır. Bunun yanı sıra işe alınma, çalışma koşulları, sosyal haklar ve işten çıkarılma konularında da ayrımcılık içeren uygulamalar söz konusu olabilmektedir. Belli mesleklerin belli gruplara has olarak görülmesi anlamında mesleki ayrımcılık olarak kategorize edilmektedir.
İşgücü piyasalarında yaşanan ayrımcılık farklı teoriler tarafından ele alınmaktadır. Neo-klasik iktisat ve kurumsal iktisat bu başlık altında ele alınan iki temel yaklaşımdır.
Neo-klasik iktisat düşüncesine dayalı olarak geliştirilen çok sayıda ayrımcılık modeli söz konusudur (Parlaktuna, 2010, s. 1218). Neo-klasik teori genel olarak rasyonellik varsayımı altında kâr maksimizasyonu üzerine kurulu olduğundan eşit üretkenliğe sahip biri erkek ve biri kadın iki çalışanın kendisine maliyetine bakarak istihdam kararı vereceğinden daha düşük ücretli kadın çalışanı tercih edecektir. İşveren bakımından daha az maliyetli olan bu seçenek kadınların işgücü piyasalarına geçişini sağlayacağından ayrımcılığı ortadan kaldırabilecektir. Beşerî Sermaye Modeli, Becker’in Duygusal Ayrımcılık Teorisi ve Aşırı Kalabalıklaşma Teorisi Neo-klasikler tarafından ayrımcılığı açıklamak için geliştirilmiş teorilerdir.
Beşerî Sermaye Modeli işgücü piyasasında cinsiyet ayrımcılığını arz yanlı açıklamaya çalışan teorilerden en yaygın ve kabul görenidir. Beşerî Sermaye Modeline göre, kadınların daha az ücret alması ve daha düşük statülü mesleklerde yoğunlaşması, kendilerinin beşerî sermaye donanımının yetersiz olmasından kaynaklanmaktadır. Beşerî sermaye insanın kendine yatırımı olarak tanımlanmaktadır. Eğitim kurumlarına devam etme, iş arama ile iş aramak için göç etme şeklindeki faaliyetlere yapılan yatırım bu kapsamda değerlendirilmektedir. Beşerî Sermaye Teorisi ile ilgili önemli bir nokta da kadın ve erkek çalışanların birbirine ikamesinin tam anlamıyla olamayacağı yönündeki saptamasıdır. Teori kadınların evlilik ve çocuk sahibi olma gibi nedenlerle çalışma hayatı deneyimlerinin az olduğunu savunmaktadır. Aynı zamanda kadınların hizmet içi eğitim konusunda daha az istekli olduklarını çünkü daha az çalışmak ve böylece çocuk bakımına ve ev işlerine daha çok vakit ayırmak için özellikle düşük statülü ve geleceği olmayan meslekleri tercih ettiklerini söylerler (Swinton, 1977, s. 400; Palaz, 2003, s. 92; Parlaktuna, 2010).
Becker’in Duygusal Ayrımcılık Teorisi; Becker’in geliştirdiği bu yaklaşıma göre, cinsiyet ayrımcılığının belirli bir gruba karşı kişisel önyargı ve duygusal tercih biçiminde gerçekleştiği söylenir. Bu modelde hem iş arkadaşları ve müşteriler hem de işverenler potansiyel ayrımcı duygulara sahip ise, bir kadını istihdam etmek ona parasal olmayan ek bir maliyet yükleyecekmiş gibi davranır. Bu ek maliyet işverenin ayrımcılık katsayısına eşittir. Bu şekilde ayrımcı duygulara sahip bir işveren içini erkeği istihdam etmenin maliyeti onun ücretidir ama kadını istihdam etmenin maliyeti kadının ücretinin yanı sıra işverenin ayrımcılık katsayısına da bağlıdır. Ayrımcı duygulara sahip olan işverenler, kadınları erkeklere göre daha düşük ücretle çalıştırılacaktır. Ayrıca, erkek işçinin verimliliği oranında ücret aldığını varsayarsak, kadın çalışan ancak verimliliğinden daha düşük bir ücret düzeyinden çalıştırılacaktır. Bu yaklaşımda, kadının işgücü piyasalarında karşılaştığı ayrımcılık, işverenlerin kişisel tercihine kalmıştır. Bunun yanında teoriye göre cinsiyet ayrımcılığı yapmayan işverenler ücret farklılaşmasına gitmeyecektir (Palaz, 2003, s. 94).
Aşırı Kalabalıklaşma Teorisi; ilk olarak Millicent Fawcett 1918 yılında ortaya atılmıştır. İşverenlerin önyargıları, sosyal ve geleneksel bakış açılarının, kadınların, belli mesleklere girmesine engel olduğunu ve böylece onların düşük statülü ve vasıfsız işlerde yoğunlaşmasına neden olduğunu bunun da ücretleri düşürdüğünü iddia etmiştir. 1922 yılında Edgeworth bu teoriyi Neo-klasik arz ve talep analizleri ile formül ederek kadınların nasıl belli mesleklerde kalabalıklaştığını ve bunun da ücretlerini düşürdüğünü açıklamıştır (Palaz, 2003, s. 96).
Kurumcu Teori ya da Kurumcu yaklaşım; piyasada birincil ve ikincil işler ayrımının olduğunu, kadınların ve erkeklerin bu işler arasında bölümlendirildiğini iddia etmektedir. Birincil işler, yüksek ücretlerin ödendiği çalışma koşullarının ve terfi imkânlarının daha fazla olduğu, çalışan devrinin düşük olduğu işlerdir. İkincil işler ise, ücretlerin düşük, çalışma şartlarının düşük, çalışma şartlarının kötü, ikramiyelerin olmadığı ve işgücü devrinin çok yüksek olduğu işlerdir. Bu analizde kadınların genellikle ikincil işlerde istihdam edildiğini, erkeklerin ise yüksek ücretli birincil işlerde çalıştığı ifade edilmektedir (Palaz, 2003, s. 98). Kadınların karşılaştıkları bu ayrımcılık, kendi özgür seçimlerinden daha çok onların eğitimlerinde ve iş bulma sürecinde karşılaştıkları kurumsal engellerden kaynaklanmaktadır (Swinton, 1977, 400; Palaz, 2003, 87).
Yukarıda genel hatlarıyla incelenen Neo-klasik ve Kurumcu yaklaşımlar dışında Feminist yaklaşımda da ayrımcılık yoğun bir biçimde ele alınmaktadır. Feminist iktisatçılar tarafından geliştirilen Feminist Cinsiyet Ayrımcılığı Teorisi; kadınların hem evde hem de işyerinde ayrımcılığa maruz kalmalarının nedeni, patriarkal-erkek egemen sistemin hâkim olduğu sosyal ve geleneksel değer yargıları ile açıklamaktadır. Birbiriyle etkileşim içinde olan ekonomik ve sosyal değişkenler cinsiyet ayrımını yaratmaktadır.
Ücretler ve mesleki alanda ortaya çıkan bu olumsuzlukları ortadan kaldırabilmek için geliştirilen olumlu ayrımcılık yaklaşımının da bu başlık altında kısaca ifade edilmesi yerinde olacaktır.
Tarihsel olarak baktığımızda dışlanmış grupların eğitim, sağlık, siyaset gibi alanlara katılımını sağlamaya yönelik olumlu ayrımcılık uygulamaları olduğunu görmekteyiz. Çeşitli nedenlerle yaşanan fiili ayrımcılığın yarattığı olumsuz sonuçları ortadan kaldırabilmek amacıyla bu farklılıklar lehine, telafi edici bir ayrımcılığın söz konusu olduğu olumlu ayrımcılık temelde kadınların kamusal yaşamdan dışlanmış olmalarına neden olan farklılıkları ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır (Öztan, 2001; UNICEF, 2017, s. 1).
Demir, M. (2011). İş yaşamında ayrımcılık: Turizm sektörü örneği. Uluslararası İnsan Bilimleri Dergisi, 8(1), 762-773.
Güler, Z. (2015). Özel politika gerektiren grupların iş yaşamındaki sağlık ve güvenlik riskleri ile kontrol tedbirleri. Çalışma Dünyası Dergisi, 2015/2, 117-134.
McClain, C. J. (1994). In search of equity: The Chinese struggle against discrimination in Ninetenth-century America. University od California Press.
Öztan, E. (2004). Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Politikaları ve Olumlu Ayrımcılık Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, 59(1), 203-235.
Palaz, S. (2002). Türkiye’de Cinsiyet Ayırımcılığı Analizinde Neo-Klasik Yaklaşıma Karşı Kurumcu Yaklaşım: Eşitliği Sağlayıcı Politika Önerileri, Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 6 (9), 87-110, http://sbe.balikesir.edu.tr/dergi/edergi/c6s9/makale/c6s9m5.pdf,
Parlaktuna, İ. (2010). Türkiye’de Cinsiyete Dayalı Mesleki Ayrımcılığın Analizi, Ege Akademik Bakış Dergisi, 10(4), 1217-1230.
Swinton, D. H. (1977). Labor force competition theory of discrimination in the labor market. The American Economic Review, 67(1), 400-404.
UNICEF (2017). Türkiye’de “Kayıp Bir Kuşak” Oluşmasını Önlemek, UNICEF For Every Child, 1-5, http://nolostgeneration.org
Share this content:


