67. Kamunun İşgücü Piyasalarındaki Rolü Nedir?
Devlet (Kamu Kesimi); merkezi hükümet, belediyeler, kamu iktisadi kuruluşları gibi kamu hukuku tüzel kişilerinden oluşur. Devlet firmalardan satın aldığı mal ve hizmetler için harcama yapmakta, hanehalkı ve firmalara transfer ödemesinde bulunmakta ve onlardan vergi almakta, geliri ve giderleri arasında fark oluşması halinde bütçe imkânlarına göre borçlanmakta ya da borçlarını ödemektedir. Devlet hizmetleri; her türlü kamu hizmetini kapsamaktadır (Eğilmez, 2010, 44).
Çok eskiden devletin jandarma devlet olarak nitelendirildiği dönemlerde iç ve dış güvenlik, adalet, milli savunma gibi faaliyetlerde bulunurken günümüzde sağlık, sosyal hizmetler (eğitim, ulaştırma vb.), sektörünün ortaya çıkmasıyla daha geniş bir faaliyet alanına kavuşmuştur. Devletin faaliyetlerinin artması harcamalarını da artırmış, bu harcamaları karşılayabilmek için kamu gelirlerine ihtiyaç duyulmuştur. Kamu gelirleri; vergilerden elde edilen gelirler, borçlanma ile elde edilen gelirler, bağış (hibelerden) elde edilen gelirler, üretilen mal ve hizmetlerin satışından elde edilen gelirler olmak üzere dört ana gruba ayrılmaktadır. Kamu giderleri ise üretim faktörlerine yapılan harcamalar, sübvansiyonlar, transfer harcamalarıdır. Kamu gelir ve giderleri maliye politikası araçlarıdır. Enflasyonun azaltılması, ekonomik durgunluğun ortadan kaldırılması, gelişme ve kalkınmanın sağlanması, gelir dağılımının iyileştirilmesi için kamu gelir ve giderlerine başvurulmaktadır. Kamu sektörü hem ekonomiyi etkiler hem de ekonomiden etkilenir (Arsan, 1990).
Devlet çalışma yaşamının da önemli aktörlerinden biridir. İşgücü piyasaları üzerinde şekillerde etkide bulunmaktadır. Bunlar genel olarak sınıflandırılacak olursa;
- Devletin harcama yapmasını gerektirmeyen müdahaleleri,
- Devletin gelir ve harcama politikalarının işgücü piyasaları üzerindeki etkileri,
- Devletin kamu istihdamı yoluyla işgücü piyasalarında yer alması,
biçiminde sınıflandırılabilir.
Devletin harcama yapmasını gerektirmeyen müdahaleleri dediğimizde, asgari ücretlerin belirlenmesi, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili düzenlemeler devletin harcama yapmasına gerek kalmaksızın işgücü piyasalarında düzenleyici bir rol oynadığı politikalara örnek olarak verilebilir[1].
Asgari ücret çalışan ve işverenler bakımından oldukça önemli bir yere sahip olduğundan ve özellikle emek arzının emek talebine göre fazla olduğu ülkelerde piyasa güçlerine müdahale edilmediği durumda ücretlerin doğal ve geçimlik düzeye inme eğilimi olduğundan devlet tarafından düzenlenmesi söz konusu olmaktadır. Ayrıca sendikalar ve toplu iş sözleşmesi düzenlemeleri devletin harcama yapmasını gerektirmeyen müdahaleleri kapsamında yer alır. Kanun, tüzük ve yönetmeliklerle getirilen düzenlemelerin pek çok alanda olduğu gibi işgücü piyasaları üzerinde de etkileri bulunmaktadır. Rant sağlayıcı düzenlemeler yeniden seçilebilme vb. devletin harcama yapmasını gerektirmeyen yapılan yasal faaliyetlerdir.
Düzenlemelerle belli kişi ve grupların ekonomik faydalarını arttıran düzenlemelerde bulunabilir. İşgücü piyasası bakımından ekonomik rant belirli bir işçiye ödenen ücret ile işçinin piyasada çalışmaya razı olduğu ücret arasındaki fark olarak tanımlanabilir. İşgücü piyasalarındaki ekonomik rant mikro iktisat konuları arasında yer alan üretici rantı ile benzerlik göstermektedir. Kamu sektöründe rantın gözlendiği diğer bir alan gizli işsizlik konusundadır. İş temposu ve miktarı bakımından kamuda çalışanlar özel sektördeki benzer çalışmalara nazaran daha gevşek tempoda çalışıyorlarsa bu durum da bir çeşit rant olarak değerlendirilebilir. Kamu sektörünün sağladığı iş güvencesi, çalışma koşulları, işin statüsü ve gümrük tarifeleri-ticaret kotaları da rant başlığı altında ele alınan diğer konulardır (Biçerli, 2011, ss. 403-407).
İş kazaları ve meslek hastalıkları konusunda yapılan düzenlemeler kamunun işgücü piyasaları ile ilgili olarak yapmış olduğu düzenlemeler arasında en önemlilerindendir. İş kazaları ve meslek hastalıkları da gerek çalışanlar gerekse ülke ekonomisi bakımından çok önemli bir sorundur. Bu noktada düzenlemeler kadar denetim ve eğitimin de iş kazası ve meslek hasatlıklarının olumsuzluklarını azaltmada ve ortadan kaldırmada büyük bir rolü bulunmaktadır (Aydın vd., 2012).
Devletin gelir ve harcama politikalarının işgücü piyasaları üzerindeki etkileri dediğimizde devlet, anayasadan kaynaklanan ve varlığı gereği olan sorumluluklarını yerine getirebilmek için gerekli harcamaları yapmak zorundadır. Söz konusu harcamaları finanse etmek için bazı gelir kaynaklarından yararlanmaktadır. Bu kaynaklar; kamu gelirleri, vergiler ve vergi benzeri (parafiskal[2]) gelirlerden oluşmaktadır. Devlet yaptığı harcamaların finansmanının büyük bir bölümünü vergilerle karşılamaktadır. Bu durum, dünyanın her yerindeki ülkelerin gelir sistemleri açısından geçerlilik taşımaktadır (Çalgan, 2007, s. 10)[3].
Kamu harcamaları dar anlamdamerkezi devlet örgütü ve yerel yönetimlerin yaptıkları harcamalardan oluşmaktadır. Geniş kapsamlı tanımlamada ise sosyal güvenlik harcamaları, kamunun özel işletmelerin finansmanına katkısı biçimindeki katılım için yaptığı harcamalar da söz konusu olmaktadır. Kamu harcamalarının vergi gelirleriyle karşılanmaması durumunda borçlanma da bir yol olmaktadır (Ersezer, 2004, s. 45).
Harcama politikalarına ilişkin araçlar; devlet borçları ve faizleri, sosyal harcamalar ve sübvansiyonları içeren transfer harcamaları ile reel harcamalardan oluşmaktadır (Turhan, 2004, s. 297).
Devlet yaptığı reel harcamalar karşılığında mal ve hizmet satın alır. Bu çeşit harcamalar efektif talep düzeyi üzerinde doğrudan doğruya etkide bulunduğu için milli gelir ve istihdam düzeyi yükselir. Bu anlamda reel harcamaların ilk etkilerinin ekonomide durgunluk veya çöküntü devrelerinde az gelirli sosyal tabakaların gelirlerini artırmak biçiminde ortaya çıktığı söylenebilir. Kamu hizmetlerinin değerinin saptanması ve saptanan kamu hizmetlerinin farklı gelir gruplarına dağılımı reel harcamaların etkilerini net olarak ortaya koyabilmede önemlidir (Türk, 1992, s. 322; Çelik, 2004, s. 75).
Devlet askeri personel, itfaiyeciler ve polisler gibi işgücü bakımından tek istihdam edici konumundadır. Bunun yanı sıra kamu hizmetlerinin yürütülmesi için de kişileri istihdam etmektedir. Sunulacak kamu hizmetinin türü ve niteliği kamu istihdamını belirleyen temel etkendir. Kamu özel sektörde olduğu gibi bütünüyle marjinal fayda-marjinal maliyet hesaplaması yapmamaktadır, onun yerine “sosyal fayda ve maliyetleri” dikkate almaktadır.
Arsan, Ü. (1990). Kamu Maliyesine Giriş [Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Maliyesine Giriş Ders Notları].
Aydın U., Gökçek-Karaca, N., Özgüler, V., Karaca, E, Güngör, Y. & Demir, M. (2012). Türkiye’de İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitiminin İş Kazaları ve Meslek Hastalıklarının Önlenmesindeki Rolü. [BAP Proje 1001E15]. Eskişehir Anadolu Üniversitesi.
Biçerli, Kemal M. (2011). Çalışma Ekonomisi, Beta: İstanbul.
Çalgan, A. T. (2007) Türkiye’de istihdam üzerindeki mali yükler ve istihdama Etkileri. [Uzmanlık Tezi, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı]. https://www.csgb.gov.tr/yayinlar/uzmanlik-tezleri/calisma-genel-mudurlugu/.
Çelik, A. (2004). AB Ülkeleri ve Türkiye’de gelir eşitsizliği: Piyasa dağılımı-yeniden dağılım. Çalışma ve Toplum, 2004/3, s. 53-92.
Eğilmez, M. (2010). Makro ekonomi, Türkiye’den örneklerle. Remzi Kitabevi.
Ersezer, D. (2004), Türkiye’de 1980 Sonrası Dönemde Kamu Harcamalarının Gelir Dağılımı Üzerine Etkileri, Akdeniz Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Antalya.
Turhan, S. (2004). Maliye Politikası ve Gelir Dağılımı, 281-300, Maliye Politikası (Ed. Ataç, E.). Maliye Politikası, Anadolu Üniversitesi Ya. No. 1580, AÖF Ya. No. 835: Eskişehir.
Türk, İ. (1992). Maliye Politikası, Turan Kitabevi, Ankara.
[1] Asgari ücret piyasa denge ücreti üzerinde belirlenen bir ücrettir. Grafiksel gösterimi “İşgücü Piyasası Dengesi” başlığı altında yer almaktadır. Asgari ücretin belirlenmesi aşamasında harcana yapmama durumu söz konusu olsa da piyasa ücret düzeyinin üzerinde belirlenen asgari ücretin ortaya çıkardığı emek arzı fazlası (işsizlik) ile mücadele konusunda önemli kamu harcamaları yapıldığı da dikkatlerden kaçmamalıdır.
[2] Artan kamu harcamalarının bir bölümünü karşılamak ve belirli amaçları ve belli amaçların gerçekleştirilmesi için kurulan, kamu veya yarı kamu niteliğinde olan ekonomik, sosyal ve mesleki kuruluşlara; bu amaçların finansmanına tahsis edilmek üzere, kamu otoritelerince gelir toplama yetkisi verilmektedir. Bu yolla ortaya çıkan ve bütçe dışında tutulan kamu gelirler parafiskal gelirler olarak adlandırılmaktadır (Çalgan, 2007, s. 11).
[3] Vergi politikalarına ilişkin araçlar; gelir vergisi, kurumlar vergisi, gider vergileri, servet vergileri olarak belirtilmektedir. Gelir vergisi; artan oranlı gelir vergisi, azalan oranlı gelir vergisi ve sabit oranlı gelir vergisi olmak üzere üçe ayrılmaktadır (Çalgan, 2007, s. 11).
Share this content:


