96. Küreselleşmenin İşgücü Piyasaları Üzerindeki Etkileri Hangi Değişkenler Yardımıyla Ele Alınabilir?
1680 yılında Geminiano Montanari dünya ticaretinin gelişmesini ifade etmek için küreselleşme kavramını kullanmıştır. Kavram olarak küresel (global) sözcüğünün kökeni, 400 yıl öncesine gitse bile, küreselleşme (globalization), oldukça yenidir. İlk olarak 1960’larda ortaya çıkan küreselleşme kavramı, 1980’lerde ise sıkça kullanılmaya başlanmıştır. 1990’lara gelindiğinde bilim adamlarının önemini kabul ettiği anahtar bir sözcük haline gelmiştir (Bozkurt, 2000). Küreselleşme son yıllarda genel olarak bir toplumsal değişim paradigması olarak çevresel kirlilikler, kitlesel yoksulluk, işsizlik, sosyal dışlanma, gibi olumsuz değişiklikler ve refahın yayılması, azgelişmiş ülkelere kaynak aktarımı sağlanarak kalkınmalarına yardımcı olunacağı gibi olumlu yönleriyle ele alınan, farklı anlamlar yüklenen bir kavram ve sosyal bir olaydır.
Mal ve hizmetlerin, üretim faktörlerinin, teknolojinin, finansal kaynakların ülkeler arasında serbestçe dolaşabildiği bir gelişme olarak ele alınan küreselleşme tanımı en geniş kabul gören tanım olarak karşımıza çıkmaktadır. Küreselleşme sürecinin başlangıç tarihi olarak farklı dönemler ele alınmaktadır. Bu yaklaşımlardan biri 300 yıldır küreselleşme sürecinin farklı evrelerinin yaşandığı ancak 21. yüzyılda bilişim ve iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler ile bu sürecin hızlandığını kabul eden yaklaşımıdır (Harrison & McMillan, 2007, s. 124). Diğer bir yaklaşım küreselleşmenin ortaya çıkışını tarım devrimine dayandırmaktadır. Birinci küreselleşme aşaması olarak Tarım Devrimini ele alan bu yaklaşım Sanayi Devrimini ikinci küreselleşme aşaması olarak ele ele almaktadır. Bilişim iletişim teknolojileri gelişimini ile başlayan gelişmemeler de üçüncü küreselleşme aşaması olarak kabul edilmektedir (Kongar, 1974’ten aktaran Yayla, 2018).
Küreselleşme; 24 saat işleyen yeni pazarlar, internet mobil teknolojiler gibi yeni araçlar ve Dünya Ticaret Örgütü ve Çok Uluslu Şirketler gibi yeni aktörlerle birlikte tanımlanmaktadır (Ersöz, 2006; Bozkurt, 2000). Küreselleşme dünya çapında karşılıklı bağlantıların genişlemesi, derinleşme ve hızlanması anlamına gelmektedir (McGrew, 2010, s. 16’dan akt. Şimşek, 2017, s. 2).
Küreselleşmenin unsurları üzerinde (uluslararası ticaret ve uluslararası ticarete açık olmak, sermaye hareketliliği, işgücü hareketliliği, çokuluslu işletmeler, üretimin değişen yapısı, teknoloji üretme ve kullanabilme ve endüstri ilişkilerinde dönüşüm, yeni istihdam biçimleri) genel olarak anlaşmaya varıldığını söylemek mümkünken, bu unsurların hizmet ettikleri amaçların, yine karşıt iki görüş açısından farklılık gösterdiğini söyleyebiliriz (Zengingönül, 2005, s. 86).
Hizmet ettiği amaçlar kadar kapsadığı alanlar, başlangıç dönemleri bakımından da üzerinde tam bir fikir birliğine varılamamış olan küreselleşme teknolojik gelişmelerle birlikte hemen hemen her alanda sıkça duyduğumuz bir olgudur.
Günümüzde küreselleşmeye yönelik yaklaşımlar; aşırı küreselleşmeciler (hyperglobalist), kuşkucular (skeptical) ve dönüşümcüler (transformationalist) şeklinde üçlü bir sınıflamaya tabi tutulmaktadır.
Aşırı küreselleşmeciler hiper küreselleşmeciler olarak da adlandırılmaktadır. Neo-liberal düşünceye inanmış serbest piyasalara izin verildiği ölçüde küreselleşmenin büyük faydalar sağlayacağına inanmaktadırlar. Bu kişilere göre, piyasalar artık devletlerden daha güçlüdür. Devletlerin otoritesindeki bu gerileme ise, diğer kurumlar ile birliklerin ve yerel/bölgesel otoritelerin artarak yaygınlaşması şeklinde görülebilir. Aşırı küreselleşmeciler, dünya toplumunun, geleneksel ulus devletlerin yerini almakta olduğunu (ya da alacağı) ve yeni toplumsal örgütlenme şekillerinin belirmeye düşünmekle birlikte kendi içinde homojen bir görünüm sergilememektedir. Hiper küreselleşmeciler neo-liberal düşünceye inanmış serbest piyasalara izin verildiği ölçüde küreselleşmenin büyük faydalar sağlayacağını savunan kişilerdir (Bozkurt, 2000; Şimşek, 2017, s. 3).
Kuşkucular aşırı küreselleşmecilerin tam karşısında yer almakta ve yaşadığımız dünyada hiçbir şeyin yeni olamadığını iddia etmektedirler. Kuşkucular, küreselleşmenin geçmişine (19. yüzyıla) bakarak, o dönemde de önemli derecede para ve mal hareketinin oluşmuş olduğunu söylemektedirler. Kuşkucular küreselleşmenin yeni bir süreç olduğunu kabul etmemektedirler.Kuşkuculara göre küreselleşme refah devletini yok edecek minimal devlet ve hükümeti amaçlayan çevrelerin sık sık kullandığı basit bir terimdir.
Dönüşümcüler ise küreselleşmeyi, modern toplumları ve dünya düzenini yeniden şekillendiren hızlı sosyal, siyasal ve ekonomik değişmelerin arkasındaki ana siyasal güç olarak görmektedir. Dönüşümcüler küreselleşmenin etkilerini görmek için yüz yıl öncesine gitmenin gerekmediğini, günümüzde 30-40 yıl öncesinden bile çok farklı bir dönemin yaşanmakta olduğunu savunmaktadır (Bozkurt, 2000). Günümüzde küreselleşme kavram ve içeriği toplumsal değişme alanlarının neredeyse tamamını içeren bir kavram haline gelmiştir. Önceleri küresel pazar, üretim-tüketim ve küresel sermaye hareketleri boyutu vurgulanan küreselleşme, ekonomik gelişmelerin doğrudan topluma yansıması düşüncesinden hareketle siyasal ve sosyal boyutlarıyla de ele alınmaya başlanmıştır (Sağır & Memiş, 2006, s. 4).
Küreselleşme genel olarak teknolojideki gelişmeler ve uygulanan özelleştirme, esneklik gibi liberal politikaların başlattığı değişim dönüşüm süreci bağlamında ele alınmaktadır. Küreselleşme olarak adlandırılan bu süreç günümüze has, yeni bir olgu değildir. Her ülke tarafından algılanması ve tutum geliştirilmesi farklı olsa da küreselleşme pek çok ekonomik ve sosyal sorununun oluşumuna kaynaklık etmektedir. Küreselleşme sürecinin temel belirleyicisi teknolojide yaşanan devrimdir. Salt teknoloji değil mekânsal ortam da etkilidir (Temiz, 2004, s. 1). Küreselleşme ve teknolojik değişim çalışma biçimlerini ve yönetimlerini etkilemektedir. Sendikalaşma oranı her geçen gün düşerken insan kaynakları ön plana çıkmaktadır. Neo-liberal politikalar küresel ticareti arttırırken küreselleşme teknolojik yeniliklerle desteklenmekte, ulusal sınırları zorlamaktadır. İç pazarı koruyan devlet politikaları terk edilmektedir. Ticaret olabildiğince serbestleştirilmeye çalışılmaktadır (Ersöz, 2006).
Küreselleşme ve Bilgi Teknolojileri Arasındaki Etkileşim

Kaynak: Temiz, 2004: 29.
Şekilde görüldüğü üzere küreselleşme ve teknolojik yenilikler değişimi yönlendirici güçlerdir. Teknoloji dediğimizde özellikle bilgi ve iletişim teknolojileri yoğun bir rekabetin yaşandığı küresel piyasaların ortaya çıkışında, internet bağlantılı yeni işletme türleri ve küresel uygulamaları hızlandırmaktadır.
Küreselleşme, teknoloji ve işgücü piyasası ilişkileri günümüz bilgi ve iletişim teknolojileri ile sınırlı değildir. Sanayi devrimleri boyunca bu ilişkinin izlerini bulmak mümkündür. Piyasa ekonomisinin dünya çapında egemenliği temelinde, ticaret ve sermaye hareketleri önündeki engelleri ortadan kaldırması (Eser, 1995) anlamında ele alındığında coğrafi keşifler sürecinden itibaren yaşanan bir değişim ve dönüşüm söz konusudur.
Bu kapsamda 18. yüzyıl başında Smith tarafından ortaya konan üretimde işbölümü ve uzmanlaşmanın sağlayacağı üretim fazlasının ticaret yoluyla sınır ötesine pazarlanması bu alandaki ilk kilometre taşı olarak ifade edilmelidir. Fordist üretim sürecine evrilen fabrika sistemi ve kitlesel üretim 1970’lere kadar üretimde ön planda olmuş ancak 1970’lerden sonra bir yandan sermaye ve para piyasalarındaki gelişmeler bir yanda azalan kar oranlarının baskısı ile post-fordist üretim biçimleri gündeme gelmeye başlamıştır.
Üretim ve iş süreçlerinde ortaya çıkan değişim, 1970’lerin başında yaşanan ve sonraki yıllarda dünya çapında yayılan krizle birlikte, Batı’da geleneksel ve Fordist kitlesel üretim sisteminin sınırlarına ulaşması ile açıklanan bu durumda;
(…) talep yönlü politikalarla desteklenen ve büyük ve istikrarlı pazarlarda standart malların kitlesel ve seri üretimini gerçekleştiren Fordist üretim sistemi daha 1970’lerin başında işlerliğini yitirmişti. Talebin doyması, tüketici tercihlerinde ve ürün niteliğindeki değişmeler, pazarların daralması, Fordist sistemin üretim ve iş organizasyonlarındaki bozulmalar (hatalı üretim, aşırı stokla çalışma makinaların boşta kalma süresindeki artış, sık yapılan grevler, işe yabancılaşma vb.)verimlilik artışlarını yavaşlatmış, kâr oranlarını düşürerek sermayenin yeterince değerlenmesini engeller olmuştu. Verimlilik artışları yavaşlarken, dış pazarlarda özellikle Uzak Doğu Asya ülkelerinin sanayileşmede gösterdiği başarılarının sonucu olarak, rekabetin şiddetlenmesi daha 1970’lerde Batılı sanayileşmiş ülkeleri üretimin teknik ve sosyal organizasyonunda değişikliğe yöneltmiştir. Başlangıçtan beri gelişmesi hızlı sermaye birikimine, yeni yatırımlara ve teknolojik gelişmeye dayalı olan sanayi kapitalizminin, uzun dönemli ve istikrarlı büyümesi için, üretimin teknik-sosyal organizasyonunu köklü biçimde değiştiren bir yeniden yapılanma kaçınılmaz olmuştu. Post-Fordizm olarak adlandırılan ve üretimin küreselleşmesi sürecinde bir dönüm noktası olan yeni üretim sistemi, bir yandan daralan bu pazarlara ve şiddetlenen rekabete uyum sağlama, diğer yandan emek verimliliğindeki yavaşlama ve sermayenin değerlenmesi sürecini kesintiye uğratan kısıtları aşabilme çabasının sonucudur (Eser, 1995).[1]
Teknolojik küreselleşme, işgücü piyasalarını ve istihdamı da değişikliğe uğratmış bulunmaktadır. Üretimin küreselleşmesi ve işyerinin esnek otomasyon teknolojileriyle donanmış olması, verimlilik artışı ve rekabet gücü kazanmada yeterli olmamaktadır. Bu nedenle ücretlilik (emek-sermaye) ilişkilerinin, iş süreçleri ve organizasyonunun da küreselleşme sürecinin gereklerine uygun biçimde yeniden düzenlenmesi gerekmiştir. Üretim sistemlerinin teknoloji yoğun hale gelmesinin en önemli sonucu esnekleşmedir. Esnekleşme, post fordist üretim tarzının en belirgin özelliklerinden birisidir. İzleyen başlık kapsamında esneklik konusu işgücü piyasaları bağlamında ele alınacaktır.
Bozkurt, V. (2000). Küreselleşme: kavram – gelişim ve yaklaşımlar. İş, Güç Endüstri İlişkileri ve İnsan Kaynakları Dergisi, https://www.isguc.org/?p=article&id=87&cilt=2&sayi=1&yil=2000
Ersöz, H. Ö. (2006). Değişen teknoloji ve küreselleşmenin insan kaynakları politikaları ve sendika ilişkisine etkisi. [Yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Adnan Menderes Üniversitesi]. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/
Eser, U. (1995). Küreselleşme: Tehdit mi? Yoksa fırsat mı? Ekonomik Yaklaşım, 6(17), 5-20.
Harrison, A. & McMillan, M. (2007). On The Links Between Globalization and Poverty, Journal of Economic Inequality, 5, 123-134.
Sağır, Â. & Memiş, P. (2006). Kuşatıcı bir toplumsal değişme: Küreselleşme ve bu süreçte farklılık ve özgürlük arayışları, Akademik İncelemeler Dergisi, 2(1), 1-13.
Şimşek, O. (2017). Küreselleşme ve yeni devlet kapitalizminin yükselişi. Türk Metal Sendikası Eğitim Merkezi.
Temiz, H. E. (2004). Küreselleşmenin sosyal boyutları ve Türkiye açısından etkileri. Genel-İş Matbaası.
Yayla, A. (2018). Küreselleşme (Globalism) ve folklor (milli kültür), http://web.itu.edu.tr/~yayla/globalism.htm
Zengingönül, O. (2005). Nedir Bu Küreselleşme? Kaçabilir miyiz? Kullanabilir miyiz? Siyasa, 1(1), 85-106.
[1] Fordizm ve Toyotizm ile ilgili ayrıntılı bilgi için Ek Tablo 11’i inceleyebilirsiniz.
Share this content:


