15. Üretim ve Milli Gelir Arasındaki İlişki Nasıldır?

Bir üretim faktörüne çeşitli yollardan sağlanan para, gelir olarak adlandırılır. Kapitalist bir ekonomide emek (işgücü), sermaye (kapital) toprak (doğa/tabiat), ve girişimci (müteşebbis) olmak üzere dört üretim faktörü bulunmaktadır. Piyasa sisteminde insanlar, sahip oldukları kaynakları satarak gelir elde etmektedirler. Dolayısıyla ekonomik açıdan gelirler; ücret, faiz, rant ve kâr şeklindedir (Hançerlioğlu, 1986, s. 27). Üretim sürecine emek gücü ile katılan bireyler ücret geliri elde ederken, toprak sahipleri rant, sermaye sahipleri faiz ve girişimler de kâr elde ederler. Gelir dağılımı analizlerinde de vurgulandığı üzere bir birey birden fazla üretim faktörüne sahip olarak üretim sürecine katılarak ücret, faiz[1], rant ve kâr elde edebilir. Ancak günümüzde elde ettiği tek geliri ücret olan kişilerin sayısı oldukça yüksektir.

Bir başka tanıma göre gelir; bir şahsa ya da topluluğa verimli bir hizmeti karşılığında bir dönemden diğerine yani periyodik bir biçimde gelen satın alma gücünün parasal ifadesidir (Ülgener, 1980, s. 20).

Ekonomik açıdan gelir ile bireysel açıdan gelir kavramları birbirinden bazı farklılıklar gösterirler. Bir kişi ya da özel işletme açısından kazancın gelir sayılabilmesi için bunun cari yıl içinde yapılan üretime katılmanın bir sonucu olması gerekir. Bu açıdan bakıldığında yardım, bağış, emeklilik maaşları gibi ödemeler, cari yıl üretiminin karşılığı olmadıkları için gelir sayılmazlar. Bunlara transfer ödemeleri denir (Seyidoğlu, 1992, s. 293).

Ekonomide yaratılan milli gelir aynı zamanda toplumsal sosyal refahın belirlenmesinde de en önemli etkenlerden biridir. Gelir, ülke düzeyinde nasıl belli bir dönemle ilişkili olarak saptanıyorsa, kişisel düzeyde de böyle belirli bir dönemle bağlantılı olmak zorundadır. Bu zorunluluk, servetten farklı olarak gelirin akım değişken olmasından kaynaklanmaktadır. Diğer bir ifade ile kişinin belli anda sahip olduğu servetten söz edilebildiği halde gelir için böyle bir ifade anlamsızdır. Gelir belli tarihler arasında kazanılır. Bu dönem vergi kanunlarında çoğunlukla bir yıl olarak alınmaktadır. Sınırları çizilmiş bir dönemde elde edilen gelir, en geniş biçimiyle o dönemde kişinin satın alma gücü olarak elde ettiği unsurların değerini belirlemek için gereklidir (Uluatam, 1988, s. 214).

Aile ekonomisine dayalı olanlar dışında günümüz toplumlarında insanlar kullandıkları mal ve hizmetleri değişim yoluyla başka kişi ve kurumlardan karşılamaktadırlar (Uluatam, 1987, s. 17). Mal ve hizmetlerin alınıp satıldığı yerler olan piyasalarda bu işlemler gerçekleşmektedir. Günümüzde piyasalar herhangi bir yere ihtiyaç duymayabilir. Kapitalist sistemin temel unsuru olan piyasa; değeri belirleme, üretimi örgütleme, üretilen mal ve hizmetlerin dağıtımını yapma, rasyonelliği sağlama ve geleceği biçimlendirme fonksiyonlarını üstlenmektedir (Eğilmez, 2010, s. 58).

İktisadın temel konuları olan; hangi malların kimin için ve ne kadar üretileceğisorularının cevabı kapitalist üretim biçiminde piyasalardır. Ekonomide harcama ve gelir etkileşimleri; mal ve hizmet piyasaları, faktör piyasaları ve finansal piyasalar olmak üzere üç temel piyasa üzerinden gerçekleşmektedir (Eğilmez, 2010, s. 44).

Ekonomide emeğini üretim sürecine dâhil ederek gelir elde eden kişiler (hanehalkları), mal ve hizmet üreten firmalar (özel kesim), merkezi hükümet, belediyeler, kamu iktisadi kuruluşları gibi kamu hukuku tüzel kişilerinden oluşan kamu kesimi bulunmaktadır. Ayrıca mal ve hizmet alım satımı açısından ilişkide bulunulan dış âlem piyasalarda rol oynayan ekonomik kesimlerdir. Dış âlem dediğimizde; yurt içi firmalarca yurt dışına satılan mal ve hizmetlerden gelir elde edilmekte (ihracat) ve yabancı firmaların ürettiği mal ve hizmetler için harcama yapılmaktadır (ithalat) (Eğilmez, 2010, s. 44).

Gayrisafi Yurt İçi Hâsıla (GSYH), bir ekonomide bir yılda üretilen mal ve hizmetlerin piyasa değeridir. “GSYH, üretilen malların piyasa değeri hesaplanarak ‘dolaysız’ bir biçimde ölçülebilir. Bir ekonomide bir yılda üretilen nihai malların piyasa değeri hem alıcıların bu malları satın almak için ödedikleri para miktarına (toplam harcamaya) hem de üretim faktörlerinin elde ettikleri gelirlerin toplamına (toplam gelire) eşittir. Dolayısıyla bir ekonomide bir yılda üretilen nihai malların piyasa değeri toplam harcama ve toplam gelir hesaplanarak ‘dolaylı’ bir biçimde ölçülebilir” (Ünsal, 2017, s. 51). GSYH; toplam üretim, toplam harcama ve toplam gelir olmak üzere üç farklı yaklaşımı ile hesaplanarak ölçülebilmektedir.

Bir ekonominin büyüklüğünü ölçmede belli bir dönem içinde (1 yıl) ürettiği mal ve hizmetlerin nihai değerleri ele alınmaktadır. GSYH ve Gayrisafi Milli Hâsıla (GSMH) kavramları kimi zaman karıştırılabilmektedir. Makroekonomik büyüklüklerin hesaplanmasında sınırları çok net olmakla birlikte kimi zaman karışıklık yaşanan bu iki kavram arasındaki en önemli fark yerleşik üretici birimlerin gelire katkısı ile yurt dışı faaliyetlerinden elde edilen gelirler bağlamında ortaya çıkmaktadır.

GSMH, bir ekonomideki yerleşik birimlerin belli bir dönemde toplam faaliyetleri sonucu ürettikleri mal ve hizmetlerin üretim değeri ile ilgili bir kavram iken GSYH net dış âlem faktör gelirlerinin düşülmesi ile bulunur. Diğer bir ifadeyle GSMH’dan işçi dövizleri, yurt dışından elde edilen müteşebbis gelirleri, yurt dışındaki faaliyetlerden elde edilen kâr transferleri ve yurt dışındaki mali yatırımlardan elde edilen faiz gelirleri düşülerek GSYH’a ulaşılır (Eğilmez, 2010, s. 71). GSYH, ülkede üretilen nihai mal ve hizmetlerin toplam değeridir.[2]

GSMH’yı oluşturan mal ve hizmetlerin üretiminde diğer üretim faktörleri yanında önceki yıllarda üretilmiş sermaye malları da kullanılır. Kullanılan bu sermaye mallarında aşınma ve yıpranmalar ortaya çıkar ki bunlar üretilen malların değerinin bir parçasıdır. Bu aşınma payını (amortisman) GSMH’ dan çıkartırsak SMH ya da net milli hâsılayı elde ederiz (Ülgener, 1980, s. 27).

Bir ülkenin sınırları içinde bir yılda gerçekleştirilen nihai mal ve hizmet üretimi karşılığında üretim faktörlerine yapılan ödemeler toplamına yurt içi gelir denir Yurt içi gelir; ücret, faiz, rant ve kâr olarak üretim faktörleri olan emek, sermaye, doğal kaynaklar ve girişimciliğin getirileridir. Yurt içi gelir hem ülke vatandaşlarının hem de diğer ülke vatandaşlarının bir yılda elde ettikleri faktör gelirleri toplamına eşittir (Ünsal, 2017, s. 63).

Bir ülke vatandaşlarının sahip oldukları üretim faktörlerine gerek o ülkedeki gerek diğer ülkelerdeki üretime katkıları karşılığında yapılan ödemeler toplamına Milli Gelir (MG) denir (Ünsal, 2017, s. 63).

Bir ülkede o ülke vatandaşlarının bir yılda gelir vergisi öncesi eline geçen toplam gelir kişisel gelir olarak tanımlanır. Milli gelirdeki emek gelirlerinin bir kısmı emekli sandığı ve sosyal güvenlik kurumuna gittiğinden kişisel gelir ile milli gelir farklı kavramlardır (Ünsal, 2017, s. 64).

Kişisel gelir, kişilerin ellerine geçen gelirdir. Ancak, bu üretime katkılarından dolayı ellerine geçmesi beklenen gelirden farklıdır, zira faktör gelirlerinden bir kısım kesintiler ve faktör gelirlerine bir kısım ilaveler söz konusudur.

Kişisel gelirden dolaysız vergiler (gelir vergisi, veraset vergisi vb.) çıkarıldıktan sonra kalan kısımdır. Sahibi tarafından serbestçe kullanılabilecek hale geldiği için kullanılabilir gelir olarak adlandırılmaktadır.

Farklı gelir düzeylerinde bireylerin ne kadar yatırım ya da ne kadar tasarruf yapacakları kullanılabilir gelirin büyüklüğüne bağlıdır (Ülgener, 1980, s. 40). Kişi başına gelirkavramı kullanılabilir gelir kavramına benzer. Uluslararası refah karşılaştırmalarında sıklıkla kullanılan kavram kişi başına gelirdir.

Eğilmez, M. (2010). Makro ekonomi, Türkiye’den örneklerle. Remzi Kitabevi.

Hançerlioğlu, O. (1986). Ekonomi sözlüğü (6. Baskı). Remzi Kitabevi.

Köklü, A. (1984). Makro iktisat. (3. Baskı). S Yayınları.

Seyidoğlu, H. (1992). Ekonomik terimler sözlüğü. Güzem Yayınları.

Uluatam, Ö. (1987). Makro iktisat. Savaş Yayınları.

Uluatam, Ö. (1988). Kamu maliyesi. Teori Yayınları.

Ülgener, S. (1980). Milli gelir, istihdam ve iktisadi büyüme (6. Baskı), Der Yayınevi.

Ünsal, E. (2017). Makro iktisat (Genişletilmiş 11. Baskı), Murat Yayınları.


[1] Üretim faktörlerinden olan sermaye ve getirisi olarak ifade edilen faiz aynı zamanda mali fonların ödünç alınması karşılığında yapılan ödemedir. İşletmeler cari üretimde kullanmak üzere makine ve donatım satın almak için başkalarından ödünç fonlar alırlar. Klasik Faiz Teorisine göre faiz ödünç verilebilir fonları bir süre kullanmanın fiyatıdır. Keynes’e göre ise likiditeden vazgeçmenin bedelidir (Seyidoğlu, 1992, s. 248).

[2] Bu noktada değer kelimesinin kullanıldığına dikkat edilmelidir. Bir yıllık iktisadi faaliyet sonucu yaratılan mal ve hizmetler toplamı “milli hâsıla” olarak adlandırılır. Sayıları binlerle ifade edilen toplam mal ve hizmet üretiminin denildiğinde ton, metre, kilogram, adet, saat gibi çok farklı miktar ölçümleri söz konusu olur. Toplama işlemi bu mal ve hizmetlerin parasal değerleri üzerinden yapılmaktadır (Köklü, 1984, s. 24). Köklü, kavramı milli (sosyal) hâsıla biçiminde kullanmaktadır (1984, s. 24). Milli muhasebe hesaplarında üretilen tüm mal ve hizmetlerin parasal değerlerle ifade edilmesi söz konusu olamamaktadır. Hane içinde yapılan çocuk bakımı, dikiş, tamir, ütü gibi işler ancak bir bedel karşılığında başka bir kişiye yaptırılırsa sosyal hâsıla hesaplarında dikkate alınırlar. Benzer şekilde çiftçiler ürettikleri buğday, sebze, yumurta gibi ürünlerin bir kısmını kendi tüketimlerinde kullanırlar. Serbest mesleklerce ve kamu sektörü tarafından üretilen hizmetlerin değerlendirilmesi özel güçlükler doğurur. Kimi zaman da bazı faaliyet alanlarında ödemeler tamamen ya da kısmen mal ile yapılır. Bu durumda normal olarak mübadele konusu olan mal ve hizmetler sosyal hâsıla hesaplarına dâhil edilir. Bu noktaları dikkate alan kimi araştırmacılar sosyal hâsıla ve milli hâsılaayrımını benimsemektedir. Bu bağlamda sosyal hâsıla bir ülkede bir yılda üretilen ve mübadele konusu olanları kapsarken, milli hâsıla üretilen bütün değerleri kapsamaktadır. Diğer bir ifade ile milli hasılanın kapsamında ayni (reel) mübadele konusu olan mallar, elde edilen mallardan üreticinin tüketiminde kullanılan değerler de yer almaktadır. Ancak Köklü’nün de ifade ettiği üzere günümüzde her iki kavram aynı anlama gelmek üzere kullanılmaktadır (1984, s. 25).

Share this content: