3. Üretimde Emek Faktörünün Önemi Nedir?
Emek gücünün üretim sürecinde kullanılması genel olarak ülkenin beşerî kaynakları olarak tanımlanmaktadır. Ülkenin üretimde kullanabileceği beşerî kaynakların miktarı sadece çalışmak isteyenlerin sayısı ile de sınırlı değildir. Aynı zamanda bu kişilerin günde kaç saat, haftada kaç gün, yılda kaç hafta çalışmak isteyecekleri de bu sınırı etkileyen önemli unsurlardandır. Öte yandan, bir ülkenin sahip olduğu işgücü miktarını yıllık insan gücü saati olarak tanımlasak bile, bu tanımlama da kesin bir şey ifade etmeyecektir. Çünkü emeğin niteliği de çok önemlidir. İyi beslenmiş ve sağlıklı insanlarla, beslenme yetersizliği ve hastalıklar içinde kıvranan insanların çalışma süreleri aynı olsa bile, üretime katkıları aynı olamaz. Yeterince eğitilmiş mutlu kişilerin çalışması ile eğitilmemiş ve mutsuzluk içindeki kişilerin çalışması aynı verimlilikte olamaz. Çalışmayı seven ve bunu onurlu bir uğraş sayanlarla, bu düşüncede olmayanların çalışmalarının sonuçları bir olamaz (Üstünel, 1988, s. 35). Bu nedenle günümüzde ülkelerin bir yıl içinde ürettikleri mal ve hizmetlerin değerini ölçen Gayrisafi Milli Hâsıla kavramı gibi Gayrisafi Mutluluk kavramı da ölçülüp endeks olarak yayımlanmaktadır. Üstünel’e göre bir ülkenin sahip olduğu insan gücü hangi özelliklere sahip olursa olsun üretim sürecinde belirleyici olan emek faktörüdür (1988, s. 35). Dolayısıyla emeğin üretim sürecindeki niceliksel özelliklerinin ve durumunun yanı sıra mutluluğu da kapsayan niteliksel yönü çok daha önemlidir.
Üretimde kullanılan emek dediğimizde kişinin bedeni ve fikri boyutta üretim sürecine kattığı değer anlaşılmaktadır. Bu bağlamda insanların fiziki gücü ile zihinsel gücü farklı ölçülerde emek sürecine dâhil olmaktadır. Bireyin fiziksel ve zihinsel gücünü birbirinden kesin çizgilerle ayırmak kolay değildir. Fiziki gücünü kullanarak üretimde bulunan insan bu işin sürdürülmesinde zekâsını da kullanmaktadır. Diğer yandan zekâ ve eğitimini kullanarak belli bir işkolunda çalışan fikir emekçisi, fizik gücü ile bu uğraşısını desteklemektedir. Üretimin en önemli faktörü olan emek bakımından fiziksel güç ya da zihin gücü ile çalışma ayrımı yapılmaksızın çalışma, zor ve yıpratıcı bir süreç olarak görülmektedir. Emek faktörü bu uğraşısı sonucunda ücret geliri elde etmektedir. Emek de diğer üretim faktörleri gibi kıttır. Çünkü bir toplumdaki insanların tümü işgücü kapsamına girmemektedir. Emek faktörü ülke nüfusu ile yakından ilgilidir. Ancak emek arzı başlığı altında da açıklandığı üzere nüfustan işgücüne geçerken dikkate alınması gereken tanımlar bulunmaktadır (Gürler, 2011, s. 31). Bu önemli tanımların dayandığı temel düşünceler değeri belirleyen faktörün ne olduğu ile ilgili tartışmalardan ayrı düşünülemez.
Adam Smith’e (1723-1790) göre zenginliğin asıl kaynağı emektir. Bir ülkede insanlar ne kadar çok çalışırlarsa ve üretimin örgütlenişinde işbölümü ve uzmanlaşmaya ne kadar çok önem verilirse o ülke o kadar zengin olacaktır (Galbraith, 1980, s. 24). İktisat teorisinde değeri belirleyen faktörün ne olduğu Adam Smith gibi David Ricardo (1772-1823), Jean-Baptiste Say (1767-1832), William Nassau Senior (1790-1864), William Stanley Jevons (1835-1882), Carl Menger (1840-1921) ve Leon Walras (1834-1910) tarafından sorgulanmıştır. Özel mülkiyetin ve sermaye birikiminin bulunmadığı ilkel toplumlarda değerin tamamen emek tarafından yaratıldığı fikrini ortaya atan Smith’in görüşü Ricardo ve Karl Marx (1818-1883) tarafından genişletilerek tüm zamanlarda değeri yaratan tek faktörün emek olduğu ilkesine dönüştürülmüş Emek Değer Teorisi adını almıştır.
Değerin kaynağını ortaya koymaya çalışan bu birinci yaklaşımın yanı sıra değerin sadece emek tarafından değil, emekle birlikte sermaye ve toprak tarafından belirlendiğini ileri süren ve Senior tarafından geliştirilen İmsak Teorisi ile dikkatleri reel faktörlerden sanal faktörlere çeken ve Say tarafından geliştirilen Alternatif Maliyet Teorisi bulunmaktadır.
Üçüncü bir yaklaşım ise Marjinal Fayda Teorisiile ortaya çıkmıştır. Marjinal Fayda Teorisine göre bir malın değerinin belirlenmesinde emeğin hiç bir rolü yoktur. Bir malın değeri, tüketicilerin o maldan elde ettikleri marjinal fayda tarafından belirlenmektedir (Bocutoğlu, 2012, s. 129 – 148). Marjinal fayda ilkesinin ortaya çıkışı Neo-klasik marjinalist devrim olarak adlandırılan gelişme ile olmuştur. Britanya’dan Jevons Fransa’dan Walras ve Avusturya’dan Carl Menger (1840-1921) marjinal fayda ilkesini ortaya koymuşlardır (Skousen, 2003: 189).
Bu marjinal devrim öncesinde Hermann Gossen (1810-1858), Samuel Mountifort Longfield (1802–1884), Antoine Cournot (1801-1887) ve Jules Dupuit (1804-1866) marjinal fayda ilkelerini çalışmalarında kullanmışlardır. Ancak bu kullanımlar marjinal devrim olarak adlandırılan durumdaki kadar geniş çaplı olmamıştır (Skousen, 2003: 19). Skousen’in ifadesiyle; “sübjektif fayda ve marjinal analiz ilkelerinin keşfi, Marksistlere ve sosyalistlere karşı güçlü entelektüel donanım sağlamıştır” (2003, s. 215). Bazı marjinalistleri de içine alan Neo-klasik iktisat düşüncesi klasik iktisadi düşünceye yöneltilen eleştirileri karşılamakla kalmamış, ekonomik olay ve düşünceleri açıklayan daha kapsamlı teoriler geliştirmiştir. Politik iktisattan, iktisada geçiş olarak tanımlanan bu dönemde Alfred Marshall (1842-1924) özel bir yer sahiptir. Marshall 1890 tarihli İktisadın İlkeleri kitabında arz ve talep grafikleri, matematik formüller, talep esnekliğinin nicel ölçümleri ve fizikten, mühendislikten, biyolojiden ödünç alınan terimler ortaya koymuştur (Skousen, 2003, s. 216). Farklı iktisat okulları ve araştırmacılar tarafından eleştirilse de marjinal analiz, arz talep grafikleri, matematik formüller günümüzde iktisat eğitimi alanında en yaygın kabul gören yaklaşımdır.
Emeğin ölçülmesi hem ekonominin geneli hem de işgücü piyasaları bakımından son derece önemlidir. Zira emek denildiğinde beden gücü ile çalışma kadar, zihinsel emek, maddi ve maddi olmayan emek kavramları akla gelmektedir. Hatta duygusal emek, estetik emek gibi maddi olmayan emek kapsamındaki kavramlar yakın tarihli çalışmalarda sıklıkla karşımıza çıkmaktadır.
Duyguların ticarileşmesinden söz ederek duygusal emek kavramını ilk kez Amerikalı sosyolog Arlie Russell Hochschild (1940 – ..) 1983 tarihli The Managed Heart: Commercialization of Human Feeling isimli kitabında ele almıştır. Hochschild, çalışanların, işyerinde duygularını denetleyerek belli kalıplar içerisinde müşterilere sunmak durumunda olduğunu ifade etmiştir. Bunu işlerinin bir parçası olarak belirli bir ücret karşılığında yaptıkları için de bu olgu duygusal emek olarak nitelendirilmektedir (Hochschild, 2003, s. 93). Sonraki yıllarda maddi olmayan emek kavramı üzerinden, otonomist Marksistler Michael Hardt ve Antonio Negri ise maddi olmayan emek pratiklerinin kişiler arası iletişim ve ilişkilerdeki yönüne atıfta bulunan duygulanımsal emek kavramını ortaya atmışladır. Literatürde her iki kavram da zaman zaman birbiri yerine kullanılmakla birlikte çıkış noktaları ve kapsamları bakımından farklılaşmaktadırlar (Karaman, 2017, s. 30). Çalışmaları sırasında duygusal durumlarına etkide bulunmak için çaba harcamak durumunda olan meslek grupları; sosyal hizmetler uzmanı, kreş görevlisi, doktor, avukat, öğretmen, satış temsilcisi, çağrı merkezi çalışanı, hemşire, polis, tahsildar, garson, turizm sektörü çalışanları gibi bireyler örnek verilebilir (Eroğlu, 2010, s. 19’dan aktaran Keser, 2016, s. 135). Bu örneklerden yola çıkılarak konunun hizmetler sektörü ile daha yakın bağlantıda olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
İlk olarak Warhurst vd. tarafından 2000 yılında yayımlanan Aesthetic Labour in Interactive Service Work: Some Case Study Evidence from the “New” Glasgow çalışmasında ele alınan estetik emek kavramı; bedenin estetik görünümünün çalışma yaşamı bakımından önemli hale gelmesine dayalı olarak açıklanmaktadır. Estetik emek, emek sürecinin bir parçası olarak görünüm temelli farklılaşmaya vurgu yapmaktadır (Dean, 2005, s. 761). Duyguların metalaştığı duygusal emek ile benzer çıkış noktasına sahip estetik emek kavramı bedenin metalaşması düşüncesine dayalıdır.
Bocutoğlu, E. (2012). İktisat teorisinde emeğin öyküsü: Değerin kaynağı olan emekten marjinal faydanın türevi olan emeğe yolculuk. Hak-İş Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi, 1(1), 127-150.
Dean, D. (2005). Recruiting a self: Women performers and aesthetic labour. World Employment & Society, 19(4), 761-774.
Gürler, A. Z. (2011). Genel ekonomi (Güncellenmiş 3. Basım). Nobel Yayın.
Hochschild, A. R. (2003). The managed heart: Commercialization of human Feeling. University of California Press [Orijinal eser 1983 tarihlidir].
Karaman, N. (2017). Çalışma yaşamında duygusal emek. İş ve Hayat Ekonomi Hukuk ve Sosyal Politika, 3(5), 30-56.
Keser, A. (2012). Yeni teknolojiler ve çalışma hayatının geleceği. İçinde Özgüler, V. (Ed.), Yeni teknolojiler ve çalışma hayatı (ss.182-206). Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Yayınları.
Skousen, M. (2003). İktisadi düşünce tarihi modern iktisadın inşası. M. Acar, E. Erdem & M. Toprak, Çev.; 1. Baskı. Adres Yayınları Liberte Yayın Grubu.
Üstünel, B. (1988). Ekonominin temelleri. Ankara.
Share this content:


