80. İstihdam Düzeyi, Sınırı, Kapasitesi ve İstihdam Çoğaltanı Kavramları Nasıl Tanımlanmaktadır?
Bir ekonomide belirli bir anda fiilen doldurulan çalışma toplamına istihdam düzeyi veya istihdam hacmi denir. Herhangi bir ekonomi için istihdam düzeyini, doldurulan çalışma saatleri toplamı olarak hesaplamak, çalışanların sayılarını göz önüne almaktan daha sağlıklı olabilir. Çünkü günlük veya haftalık çalışma saatleri de ülkeden ülkeye önemli farklılıklar gösterebilir. Nitekim günümüzde gelişmiş ülkelerde haftalık çalışma saati, gelişmekte olan ülkelere oranla çok düşüktür. Bu yüzden uluslararası karşılaştırmalarda çalışma saatleri daha gerçekçi bir sonuç vermektedir (Berberoğlu, 1988, s. 35). İstihdam düzeyi ve milli gelir arasında doğru orantılı bir ilişki vardır. Diğer bir ifade ile istihdam düzeyi arttıkça, reel milli gelir de artmaktadır. İstihdam düzeyindeki değişiklikler milli gelire her zaman aynı oranda yansımazlar. Örneğin; tam istihdama yaklaşırken istihdam düzeyindeki artışlar milli gelirde aynı oranda değil fakat daha düşük oranda artışlara neden olurlar. Azalan verim yasası ile ekonomi genişlerken önce verimli kaynaklar kullanılmaktadır. Ekonomide genişleme devam ettikçe daha az verimli kaynaklar da üretim sürecine dâhil edilmektedir. Daha az verimli topraklar, daha az yetenekli işçiler, sermaye donanımı da adam başı en yüksek verimi sağlayan noktanın ötesinde kullanılır. İşçinin fiziki verimi azalacak ve reel milli gelir istihdam düzeyindeki artışı aynen izlemeyecektir. Bu durum Reel Gelir İstihdam İlişkisi grafiğinde gösterilmektedir (Aren, 1981, s. 13).
Reel Gelir İstihdam İlişkisi

Kaynak: Aren, 1981: 13.
Ülkelerin büyümesinde önemi yadsınamaz bir değişken olarak yatırımlar, bir anlamda her yıl milli gelir içinde tüketimi erteleyerek milli gelirin artışı için ayrılan kaynaklardır. Yatırımlar kalıcı, istikrarlı bir büyümeyi teşvik etmesi ve verimlilik artışını etkilemesi dolayısıyla büyük önem taşımaktadır. Yatırımların yüksek olması istihdamı ve üretilen çıktı miktarını artırır; istikrarlı büyüme ve verimlilik artışı sağlar. Kalıcı bir ücret artışı da yatırımların sürüklediği verimlilik artışlarına dayanabilir. Yatırımlar, sabit sermaye stokluna belli bir yılda yapılan ilaveler olarak tanımlanmaktadır. Sabit sermaye yatırımları, inşaat yatırımları ve makine-teçhizat (ulaşım araçları dâhil) yatırımları olmak üzere ikiye ayrılabilir. Makine-teçhizat yatırımları ise bir yılda ekonomideki üretim araçları miktarını (Sermaye stoku) artırmaya yönelik harcamaları ifade etmektedir (Çalgan, 2007, s. 36).
Ülkede kullanılabilecek işgücü miktarı toplam üretimi sınırlayan temel bir unsur olarak ortaya çıkmaktadır. Bu bakımdan belli bir dönemde üretime sokulabilecek işgücünün bilinmesi özel bir önem taşımaktadır. Ancak istihdam kapasitesi adı verilecek bu değerlerin açıklıkla saptanması son derece güçtür. Bu konuda düşünülebilecek sınır kişilerin fizyolojik gereksinimlerine göre çizilebilir. Oldukça soyut düzeyde de kalsa toplumu oluşturan kişilerden çalışabilme gücündeki herkesin yemek yeme, uyuma vb. zorunlu fizyolojik ihtiyaçlara ayırdıkları zaman dışında bütün saatlerini çalışmakla geçirdikleri takdirde ekonomide belli bir dönemde sağlanabilecek iş saatleri toplamı bu fizyolojik ihtiyaçlar kapasitesini verecektir.
Kişilerin çalışma yanında dinlenme ve eğlenceyi de arzu etmeleri istihdam kapasitesinde fizyolojik sınır yanında, pratik açıdan büyük önem taşıyan bir sınır olarak çizer. Toplumun yerleşmiş gelenek ve görenekleri, kişilerin dinlenme ve eğlenmeye zaman ayırma eğilimleri çalışabilecek durumda olan birçok kişinin kendilerini istihdam gücünün dışına çıkarmalarına neden olur. Çalışan pek çok kişi için ücret ya da ücret yanında kullanılan çeşitli teşvik unsurlarına rağmen çalışma saatleri fizyolojik azami seviyeye ulaşmadan kesilebilir. Yani bir yerden sonra kişilerin dinlenme ve eğlenmeden vazgeçme karşılığında isteyecekleri fiyat sonsuz şekilde yükselir. Buna göre toplumda fizyolojik azami istihdam kapasitesi dışında toplumun ve kişilerin eğilimlerinden doğan bir psiko-sosyal istihdam kapasitesinden söz edilir. Fizyolojik kapasitenin altındaki bu kapasite, normal koşullarda çalışma arzusundaki kişileri toplumun kabul edilebilir gördüğü ödüller, fiyatlar karşılığında çalıştırılarak ulaşılabilecek azami işgücü saatleri toplamını verir.
Ancak ekonominin çalışma koşullarına ilişkin bazı zorunluluklar bu son kavramın bir tek belirli sayı olmak yerine bir aralık olarak ele alınmasını gerekli kılmaktadır. Ücret düzeyi ne olursa olsun, hiçbir ekonomide çalışma gücünde ve arzusunda bulunan bütün insanların belli bir anda çalışır durumda bulunmalarını sağlamaya imkân yoktur. Her dönemde bazı kişiler ailevi-kişisel nedenlerle çalıştıkları yeri ya da bölgeyi değiştirmek isteyeceklerdir, daha başka bir alana geçmek için çalıştıkları işi terk edeceklerdir.
Bütün bu ve benzeri olaylar nedeniyle gerçekte ekonominin yukarıda belirtilen işgücü kapasitesine ulaşmadan bir takım işgücü tıkanıklıklarıyla karşılaşılmaya başlanması kaçınılmazdır. Ekonominin normal çalışma koşullarından doğan ve friksiyonel işsizlik denilen bu işsizlik türü psikolojik istihdam kapasitesinin hemen altında bir istihdam aralığı, bölgesi yaratmaktadır (Uluatam, 1990, s. 274). Friksiyonel (geçici işsizlik konusu işsizlik türleri başlığı altında ele alınacaktır)
Çoğaltan kavramı ilk kez 1931 yılında Kahn tarafından ortaya atıldığında istihdam seviyeleri arasındaki ilişkiyi gösteren bir kavram olarak düşünülmüştü. Yatırımlardaki artış önce yatırım sanayinde çalışan işçilerin sayısını artıracak, bu işçilerin harcamalarındaki artış tüketim malları sanayindeki istihdam hacmini artıracaktır. Bu süreç sonunda istihdamda meydana gelen toplam artışın, bu artışa yol açan ilk istihdamın artışına oranı istihdam çoğaltanı olarak açıklanmaktadır (Uluatam, 1987, s. 126). Üretim miktarı (ve fiyat düzeyi değişmediğine göre üretim değeri) ile istihdam arasındaki oran, yani işgücünün verimliliği sabit ise istihdam çoğaltanı ile gelir (hâsıla) çoğaltanı arasında bir fark olmayacaktır. Üretim miktarı arttıkça işgücü verimliliği düşüyorsa ikisi arasında fark ortaya çıkacaktır. Çoğaltan üretim ve istihdamı artırma yönünde etki gösteriyorsa üretim ile birlikte işgücü verimliliği düşeceğinden istihdam çoğaltanı değeri gelir çoğaltanından büyük olacaktır (Uluatam, 1987, s. 126).
Aren, S. (1981). İstihdam Para ve İktisadi Politika, Gözden Geçirilmiş 6. Basım, Doruk Yayınevi: Ankara.
Berberoğlu, C. N. (1988). Makro Ekonomik Analiz, Eskişehir.
Çalgan, A. T. (2007) Türkiye’de istihdam üzerindeki mali yükler ve istihdama Etkileri. [Uzmanlık Tezi, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı]. https://www.csgb.gov.tr/yayinlar/uzmanlik-tezleri/calisma-genel-mudurlugu/.
Uluatam, Ö. (1987). Makro iktisat, Ankara: Savaş Yayınları.
Share this content:


