53. Eğitimin İşgücü Piyasaları Bakımından Önemi Nedir?

En temel insan haklarından biri olan eğitim sosyal bir kurum, bir eylemin sonucu ve süreç olmak üzere üç farklı anlamda kullanılmaktadır. Sosyal bir kurum olarak eğitim yapısı, işleyişi, kanun ve düzenlemelere dayalı olması ile bir sistemi ifade etmektedir. Bir eylemin sonucu olarak eğitim, bireylerin eğitim almasını diğer bir ifadeyle sistemin ürününü tanımlarken, genç, yaşlı pek çok kişi için bir sürece dönüşmüştür (Tanilli, 1996, s. 10). Eğitim yaş olarak genişlemesinin yanı sıra okul sınırlarını da aşmış durumdadır. Bilişim ve iletişim teknolojilerinde yaşanan değişim ve dönüşüm en fazla eğitim alanında etkilerini göstermektedir.

Ülkelerin gelişme ve kalkınmalarında temel güç olan beşerî kaynaklar; nüfus, işgücü arzı, eğitim, motivasyon, disiplin gibi unsurları içermektedir. Bir ekonominin üretim kapasitesi temel olarak nüfusuna bağlıdır. Ancak nüfusun niceliği kadar nitelikleri de ayırıcı bir boyutu oluşturmaktadır. Nüfusun yaş, cinsiyet gibi demografik özelliklerinin yanı sıra eğitim düzeyi ve hangi alanlarda eğitim almış olduğu önemlidir.

Eğitim, bireyin yaşadığı toplumda yeteneğini, tutumlarını ve olumlu değerdeki diğer davranış biçimlerini geliştirdiği süreçler toplamıdır. Aynı zamanda eğitim, bireyin toplumsal yeteneğinin ve en elverişli düzeydeki kişisel gelişmenin elde edilmesi için seçilmiş ve denetimli bir çevreyi içine alan toplumsal süreçtir. Bu bağlamda eğitim, bireylerin kendileri ve içinde yaşadıkları çevre ile ilgili bilgi ve kavrayışını arttırmaktadır. Eğitim, bireyler üzerinde yarattığı olumlu etkilerin yanı sıra ülke ve dünya genelinde de daha yaşanabilir bir çevre, refah artışı, gelir dağılımında adaletin sağlanması gibi amaçlara da hizmet etmektedir. Ancak temel eğitime erişim imkânlarına sahiplikten başlayarak, eğitimin tüm aşamalarında gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan ülkelerde önemli sorunlar mevcuttur. Bu sorunlar eğitim hakkı temel olmak üzere eğitime erişim sorunu, nitelikli ve çağın gereklerine uygun eğitim alabilmeve bu eğitim hakkının tam olarak kullanılamaması biçiminde sıralanabilir. Eğitim vatandaşlara sunulan bir kamu hizmeti olma özelliğinin ötesinde temel insan hakkıdır (Fasih, 2008, s. 32).

Toplumsal hareketliliğin önemli bir aracı olan eğitim canlı bir organizma gibi büyüyüp gelişme niteliği taşıdığından yeni isteklere, yeni koşullara uyum sağlamakta, değişip dönüşmektedir. Bu nedenle tanımının yapılması zordur. Eğitim yıllara göre olduğu kadar ülke ve bölgelere göre de değişmektedir. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki eğitimin teori ve uygulamalarında da farklılıklar görülmektedir (Smith, 1967, ss. 5-6).

Tarihsel deneyimler, ekonomik, politik ve sosyal sorunların çözümünde eğitimin son derece önemli bir yeri olduğunu göstermiştir. Yeni bilgiler, yeni üretim yöntemleri vb. İşgücü piyasalarına yönelik politikaların temelinde işgücü piyasası etkinliğinin arttırılması özellikle işçilere yönelik aktif işgücü piyasası politikaları gündeme gelmektedir (Madsen & Larsen, 1998, s. 161).

Eğitim ile kazanılan beceriler bireylerin işgücü piyasalarında iyi bir performansına sahip olmasını sağlamaktadır. Bir kültürün kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlayan eğitim; bireyleri topluma kazandırma, işgücü piyasalarında yer almalarını sağlama gibi fonksiyonları ile dünya genelinde önemli bir konuma sahiptir.

Günümüzde bilgilenme süreci yalnıza okulla sınırlı olmayıp tüm yaşamı kapsayacak şekilde genişlemiştir. Bilgi, toplumsal yaşamın biçimlenmesine etki eden önemli bir özellik durumundadır. Eğitim, bilim ve teknolojideki ilerleme gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ülkelerde yaşanan yapısal dönüşümün temelini oluşturmaktadır (İçli, 2001).

Beşerî sermaye kavramı diğer bir tanımlamaya göre ise; insanların eğitim, yetiştirme veya diğer etkinlikler aracılığı ile kendilerine yatırım yapmaları ve böylelikle yaşam boyu kazançlarını arttırarak gelirlerini yükseltmelerini ifade etmektedir. Beşerî sermaye teorisine göre; bir ülkenin gelişmesinde en önemli unsur, nitelikli insan gücüdür. Sermaye ve doğal kaynaklar gibi diğer üretim faktörlerinin de verimliliği önemli ölçüde nitelikli insan gücünün varlığına dayalıdır. İnsan gücü kaynağının geliştirilmesi ile ekonomik kalkınma ve gelişme düzeyi arasındaki ilişkiler eğitim ve ekonomi ilişkilerinin de odak noktasını oluşturmaktadır. Ekonomik açıdan bakıldığında eğitim hem tüketim hem de yatırımdır.

Tüketim yönünde eğitime yapılan harcamalar yer almaktadır. Eğitim harcamaları insan ihtiyaçlarını karşılama özellikleri bakımından tüketim harcaması olarak kabul edilmektedir. Eğitim sürekli olarak kullanılmakla tükenmeyen özel bir mal gibi değerlendirilebilir. Hatta insanın yaşamı boyunca sürekli öğrenmesiyle daha çok yararlandığı bir maldır. Eğitime ayrılan harcamalar ulusal gelire, eğitim harcamalarına, halkın ilgisine bağlı olarak değişebilmektedir. Vergiler ve vergi dışı kaynaklar gibi harcama kaynaklarından eğitime ayrılan paylar ülkelere göre farklılıklar göstermektedir (Tezcan, 1985, s. 94).

Bir yatırım olarak eğitim kavramı çalışanların gelecekteki verimliliklerini arttırmayı ön plana çıkarmaktadır. Diğer bir ifadeyle eğitim harcamalarının bir kısmı, gelecekte daha fazla kazanç elde etmek ve tüketim imkânı elde etmek için bugünkü tüketimden yapılan kısıntı yani yatırım niteliği taşımaktadır. Bir makinenin satın alınması sadece satın alındığı yılda değil, ömrü boyunca üretime katkı sağladığından yatırım olarak kabul edilmektedir. Eğitimin de bireylerin üretim eylemlerini etkileyen yönü dolayısıyla yatırım olarak kabul edilmesi söz konusu olmaktadır.

Ekonomi, nitelikli işçi, uzman ve genel anlamda eğitim görmüş kişilere ihtiyaç duydukça eğitim yatırımları da artmaktadır. Eğitim, verimliliğin ve ulusal üretimin arttırılmasında değişik işlevlere sahiptir. Bunlar şu şekilde sıralanabilir;

  • Bilimsel araştırma tekniklerinin geliştirilip öğrenilmesiyle yeniliklerin ortaya çıkması ve verimlilik artışı sağlama,
  • Potansiyel yeteneklerin keşfedilmesi ve geliştirilmesi,
  • Üretim için gerekli bilgilerin kuşaklararası aktarımının sağlanması.

Eğitimin nitelikli işgücü yetiştirmede bir yatırım aracı olarak görülmesi, toplumsal yapının karmaşıklaşmasına, yeni ekonomik ve sosyal yapıların ortaya çıkmasına, işgücü piyasası ve eğitim-istihdam ilişkisi ile ilgili görüşlerin çeşitlenmesine neden olmuştur. Eğitimin işgücü piyasasının bir parçası olarak ele alınması ve ekonomik çözümlemelere konu olması Adam Smith’in “pahalı bir makine ile karşılaştırıldığında emek ve zaman harcanarak eğitilmiş bir insan, öğrendiği iş nedeniyle sıradan işçilere göre elde edeceği yüksek gelirle eğitimin tüm masraflarını karşılayacaktır” sözü ile ilk kez vurgulanmıştır. Smith ile birlikte Mill ve Marshall gibi iktisatçılar da beşerî sermayenin önemine dikkat çekmekle birlikte, beşerî sermaye kavramının ön plana çıkması 1960’lı yıllarla birlikte olmuştur. 1960’lı yılların başlarında Becker ve Schultz gibi iktisatçılar eğitimi beşerî sermayeye yönelik bir yatırım olarak gören bir yaklaşımı benimsemeye başlamıştır.

Becker, 1964 tarihli Beşerî Sermaye (Human Capital) isimli eserinde eğitimle kişinin yetenekleri arasındaki ilişkiyi araştıran ilk iktisatçıdır. Beşerî sermaye analizleri, bireylerin aldıkları eğitimlerin, öğrenimin, sağlık hizmetlerinin ve diğer bilgi arttırıcı faaliyetlerin kendisine sağlayacağı fayda ve maliyetlerini tartarak bunları aldıkları varsayımı ile başlamaktadır. Sonuçta çok daha yetenekli olanların eğitim almaya daha eğilimli oldukları tespit edilmektedir. Schultz 1970 tarihli Beşerî Sermaye Olarak Eğitimin Hesaplanması (The Reckoning of Education as Human Capital) çalışmasında Becker’in beşerî sermaye konusunda teorik ve ampirik çalışmasına atıfta bulunarak beşerî sermaye oluşumunda eğitime ayrılan zamanın önemi vurgulanmıştır (Schultz, 1970, s. 276).

Modern büyüme teorilerine dâhil edilen beşerî sermaye olgusu, Romer’in (1986), Lucas’ın (1988) çalışmalarıyla geliştirilmiştir. Beşerî Sermaye Teorisi (BST) ile Becker’in yapmış olduğu çalışmaların en önemli başarısı, beşerî sermaye teorisini formülleştirmesi ve bunu mikroekonomi bilimine dâhil etmiş olmasıdır. Ücret yapılarıyla ilgili teorik yaklaşım aracılığı ile Becker beşerî sermaye kazanç fonksiyonunu formülleştirmeyi başarmıştır. (Bilen &  Yumuşak, 2008).

Eğitime yapılan harcamalar ister devlet tarafından ister bireyler tarafından yapılsın bir yatırım niteliğindedir (Psacharopoulos, 1995: 1). Bu yaklaşıma göre, rasyonel bireylerin kendilerine ilave bir gelir olarak geri dönen getirilerin, eğitim süresince katlanılan, vazgeçilen gelir de dâhil olmak üzere, maliyetlere eşit olduğu noktaya kadar eğitim yatırımlarına devam edecekleri varsayılır (Hicks, 1994, s. 51). Eğitimin bir yatırım olarak değerlendirilmesi akıllara diğer alternatif yatırımlara göre bu yatırımın kârlılığı nedir? Sorusunu getirmektedir. Böyle karşılaştırmalar farklı eğitim düzeylerine yapılan kamu harcamalarının dağılımında karşılaştırma yapma olanağı sunmakta ayrıca, bireylerin farklı eğitim düzeylerini ya da türlerini talep etme davranışlarını açıklayabilmektedir.

Eğitim yatırımlarının özel getiri oranı denildiğinde, eğitim yaptırımı yapan bireylerin yaptıkları maliyetler ve elde ettiği/etmeyi umduğu gelirler analiz edilmektedir. Eğitimin doğrudan maliyeti, bireyin maliyeti, bireyin okurken yapmak zorunda olduğu harcamalar ve eğitim ücretleri (harçlar vb.), eğitimin fırsat maliyeti de denilen dolaylı maliyeti (vazgeçilen kazançlar) ise kişinin okurken vazgeçtiği kazancı ifade etmektedir. Eğitimin özel maliyeti işte bu doğrudan maliyet ve fırsat maliyetinin toplamına eşittir. Eğitim eğer devlet tarafından ücretsiz olarak veriliyorsa sadece fırsat maliyeti dikkate alınmaktadır (Psacharopoulos, 1995, s.  2). Eğitimin bireye sağladığı özel getiri oranı, eğitim almanın kişiye özel, gerçek ve fırsat maliyetlerinin indirgenmiş şimdiki değeriyle; eğitim almış kişinin, vergisi düşüldükten sonra eline geçen kazancın indirgenmiş şimdiki değerinin birbirine eşit olması durumunu gerçekleştiren içsel getiri oranıdır (Tansel, 1999, s. 455).

Özel getirilerin hesaplanmasında, daha yüksek düzeyde eğitim almış bireylerin kazançlarıyla (vergi sonrası), daha az süreyle eğitim almış bireylerin oluşturduğu kontrol grubu karşılaştırılır. Daha yüksek ya da daha düşük eğitim düzeyi dediğimizde, genellikle birbirine yakın olmayan eğitim düzeyleri kastedilir. Örneğin üniversite mezunları, ortaöğretim mezunları ile karşılaştırılır (Psacharopoulos, 1995, s. 2).

Eğitim yatırımlarının sosyal getiri oranı dediğimizde, eğitimin toplumsal boyutu söz konusu olmaktadır. Özel getiri oranı ile sosyal getiri oranı arasındaki temel fark, sosyal getiri oranı hesaplamalarında maliyetin, devletin ya da toplumun önemli eğitim harcamalarını da kapsamasıdır. Eğitimin sosyal getirisinin hesaplanmasında vergi ve diğer kesintilerden önceki brüt kazançlar kullanılmalıdır (Psacharopoulos, 1995, s. 4). Bu anlamda kamunun elde ettiği ek vergi geliri de kazançlar arasında yer almalıdır (Tansel, 1999, s. 455).

Sosyal getiri oranının tahmin edilmesinde doğrudan maliyetler ve fırsat maliyetlerinin tümü hesaplamaya dâhil edilmelidir. Bununla birlikte, sosyal faydalar eğitimin parasal olamayan ya da dışsal etkilerini de içermelidir. Ancak, eğitimin dışsal etkilerinin hesaplanmasındaki güçlükler nedeniyle genellikle gözlemlenebilen doğrudan maliyetler ve faydalar kullanılmaktadır. Sosyal getirilerin hesaplanmasında maliyetler özel getiri hesabındakinden daha yüksek olduğu için, sosyal getiriler özel getirilerden daha düşük çıkmaktadır. Özel ve sosyal getiriler arasındaki bu fark eğitime yapılan kamu sübvansiyonunun derecesini yansıtmaktadır (Psacharopoulos, 1995, s. 4).

Eğitim ve gelir ilişkisi incelenirken hesaplamalar ekonometrik ya da yatırımcı modellere göre yapılmaktadır. Ekonometrik yöntem Mincer’in 1974 tarihli Eğitim, Kazanç ve Deneyim (Schooling, Earnings and Experience) çalışmasına dayanmaktadır (Mincer 1974’ten aktaran Yamaç, 2010, s. 90-96). Ekonometrik yöntem bireysel kazancı eğitim alınan yılın bir fonksiyonu olarak görmekte, yaş deneyim gibi etmenleri de göz önüne almaktadır. Bu yöntem brüt kazancın ötesinde bilgi vermemektedir. Bu nedenle OECD getiri oranı yerine yatırımcı bir yaklaşım olan Net Bugünkü Değer Yöntemini kullanmayı tercih etmektedir. Yatırım yaklaşımı ileriye dönük iken, ekonometrik yaklaşım eğitimin mevcut brüt kazançlara katkısını ortaya koymaya çalışmaktadır. Okullaşma oranlarındaki %1 artış, kişi başına GSYİH’da %0,35 artış ortaya çıkarmaktadır. Eğitim düzeyi yüksek olan ülkelerin sermaye birikimi de yüksek olmaktadır (Stevens ve Weale’den aktaran, Yamaç, 2010, s. 91). Mincer yaptığı bir araştırmada çiftliklerde yaşayan beyaz erkeklerin fazladan her bir yıllık eğitimlerinin bireysel kazançlarda yaklaşık %7 artış yarattığını ortaya koymuştur. Bu araştırma yaklaşımı sonradan eğitim düzeyi, istihdam etkileri, cinsiyet ve iş özellikleri gibi değişkenler de eklenerek geliştirilmiştir. Mincer, Beşerî Sermaye Araştırmaları (Studies in Human Capital) kitabında eğitimli çalışanların daha az eğitimli olanlara göre 3 avantajı olduğunu belirtmektedir. Bunlar; daha yüksek ücret, daha istikrarlı istihdam ve gelirlerde daha fazla yukarı doğru hareketliliktir (Yamaç, 2010, s. 92).

Bilen, M., & Yumuşak, İ. G. (2008). Gary S. Becker’in İktisat Bilimine ve Beşerî Sermaye Teorisine Katkıları. The Journal of Knowledge & Knowledge Management, III, 1-14.

Fasih, T. (2008). Linking Education Policy to Labor Market Outcomes. Washington, DC: World Bank. https://openknowledge.worldbank.org/handle/10986/6407?show=full

Hicks, N. L. (1994). Eğitim ve Ekonomik Büyüme, Eğitim Ekonomisi: Seçilmiş Yazılar, Çevirenler: Yüksel Kavak, Berrin Burgaz, (Ankara: Personel Geliştirme Merkezi Yayın No: 14), 47- 62.

İçli, G. (2001). Eğitim, İstihdam ve Teknoloji. Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 9, 65-71.

Madsen, P. & Larsen, H. H. (1998). Training and development in the Danish context: Challenging education? Journal of Industrial Training, 22(4-5), 158-170.

Schultz, T. W. (1970). The Reckoning of Education as Human Capital, Ed. Hansen, W. L., Education, Income, and Human Capital, (295-306), New York: National Bureau of Economic Research.

Smith, W.O. Lester (1967). Çağdaş Eğitim, (Çev. Nurettin Özyürek), Varlık Yayınları: İstanbul.

Tanilli, S. (1996). Nasıl bir eğitim istiyoruz? (8. Baskı). Cem Yayınevi.

Tezcan, M. (2003). Gizli müfredat eğitim sosyolojisi açısından bir kavram çözümlemesi. Türk Eğitim Bilimleri Dergisi, 1 (1), https://dergipark.org.tr/en/pub/tebd/issue/26133/275259

Yamaç, K. (2010). Eğitimin bireysel getirisi üzerine. İktisat ve Toplum Dergisi, 1(1), 90-96.

Share this content: