92. İşsizliğin Diğer Makroekonomik Göstergelerle İlişkisi Kapsamında İlk Akla Gelen Konular Nelerdir?

İşsizliğin makroekonomik göstergelerle ilişkisi denildiğinde ilk aka gelen konu enflasyon-işsizlik ilişkisi ve bu ilişkiyi gösteren Phillips Eğrisi’dir. Çalışanlar ve işverenler gibi toplumun önemli iki kesitinin makroekonomik yapı ile ilgili sorunlarını enflasyonu dışlayarak ele almak mümkün değildir. Enflasyon; ücretler, fiyatlar gibi önemli değişkenleri kapitalist ekonominin işleyişi ile birlikte değerlendirmek açısından önem taşımaktadır.

Fiyatlar genel düzeyindeki süreklilik gösteren artışlar enflasyon olarak tanımlanmaktadır. İşgücü piyasalarında ücretler, emek verimliliği ve ücretler enflasyondan etkilenmektedir.

Enflasyon statik bir yaklaşımla ele alındığında konu talep enflasyonu ve maliyet enflasyonu olmak üzere iki ana başlık altında ele alınabilir.

Talep enflasyonu ya da talep çekişli enflasyon ekonomide toplam arz sabitken toplam talebin artmasıyla ortaya çıkmaktadır. Maliyet enflasyonu ise toplam talep sabitken toplam arzın azalması nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Her iki durumda da ekonomide talep fazlası ortaya çıkmakta ve fiyatlar genel düzeyi artmaktadır. Maliyet enflasyonunda fiyatlar yükselirken üretim düşmekte ve işsizlik artmakta, stagflasyon ortaya çıkmaktadır (Biçerli, 2011, s. 548). Elbette ekonomideki bütün maliyet artışları enflasyona neden olmamaktadır. Ortaya çıkan maliyet artışı karşısında bu artış fiyatlara yansıtılmadığında, bir maliyet unsuru olarak görülen ücretler verimlilik ile orantılı bir biçimde arttığında ve maliyet yükselmesinin fiyat esnekliği düşük malları kapsaması durumunda maliyet artışları enflasyonist etki doğurmayacaktır. Son olarak maliyet enflasyonunun ortaya çıkmaması için artan maliyetler karşısında hükümetin emisyon hacmini genişleterek talep özendirici politikalara başvurmaması gerekmektedir (Biçerli, 2011, s. 548-549). Ancak uygulamada genel olarak kârlarını azaltmak istemeyen girişimciler maliyet artışlarını fiyatlara yansıtmakta, ücret ve verimlilik ilişkisi tam olarak kurulamamakta olduğundan bir maliyet enflasyonu ortaya çıkmaktadır. Enflasyonun bu statik analizinde değişkenlerde meydana gelen değişimler zaman boyutu dikkate alınmadan yapılmaktadır. Oysa her bir değişiklik uzun dönmede farklı etkilere sahiptir. Bu nedenle dinamik analiz kapsamında kısa ve uzun dönemi dikkate alan analizler daha açıklayıcı olmaktadır.

Dinamik yaklaşımda talep enflasyonu dediğimizde farklı iktisadi düşünce okullarının talep artışına yol açan nedenler ile ilgili olarak kabul ettikleri durumlar ön plana çıkmaktadır. Örneğim Monetaristlere göre para arzı genişlemeleri talep artışına neden olurken Neo-Keynesyen iktisatçılara kamu harcamalarındaki artışın talep artışına neden olduğunu savunmaktadırlar. Para arzı genişlemesi ya da kamu harcamalarındaki artış gibi herhangi bir nedenle toplam talep arttığında fiyatlar genel düzeyi yükselir. Fiyat yükselmesi reel ücretleri düşürür, bu nedenle istihdam genişler ve reel üretim artar. Ancak bir süre sonra çalışanlar reel ücretlerinin düştüğünü fark ederek ücret artışı talep ederler. Nominal ücretler artar, istihdam düşer, reel üretim tam istihdam düzeyine geriler. Talep enflasyonu sonucu kısa dönemde fiyatlar ve reel üretim artarken uzun dönemde sadece fiyat düzeyi yükselmiş olmaktadır (Biçerli, 2011, s. 552).

Dinamik yaklaşımda maliyet enflasyonu dediğimizde tam istihdam reel üretim düzeyinde dengede olan bir ekonomide sendikalar ücretleri verimliliğin üzerinde artırdıklarında maliyetlerde meydana gelen bu artışın toplam arzı azaltması ve fiyatların artması söz konusu olur. İstihdam ve üretimin tam istihdamın altına gerilediği bu durum diğer bir ifadeyle fiyatalar yükselirken istihdamın düşmesi kamu otoritelerince istenmez. Bu nedenle toplam talebi artırıcı politikalar izlenir ancak bu durumda artan toplam talep fiyatları bir kez daha yükselteceğinden reel ücretler aşınır. Bu aşınmayı telafi etmek üzere nominal ücretler arttırıldığında ise ekonomi ücret-fiyat sarmalına girecektir. Müdahale edilmediğinde stagflasyona ve müdahale edildiğinde ise ücret-fiyat sarmalına neden olan maliyet enflasyonu ekonomi yöneticilerine fazla seçenek bırakmamaktadır (Biçerli, 2011, s. 553-554).

Enflasyon işgücü piyasaları üzerinde çeşitli etkilerde bulunmaktadır. Enflasyon firmaların ücretleri belirlerken hatalı davranmalarına neden olabilir. Ücretlerin belirlenmesinde verimlilik, gelecek ile ilgili enflasyon tahminleri, firmanın satışları ve içinde bulunduğu piyasanın rekabetçilik düzeyi gibi pek çok değişken etkili olmaktadır. Yüksel enflasyonun yaşandığı durumlarda ücretlerin belirlenmesi firmaya yeniden sendika ile pazarlık sürecine girmek, konu ile ilgili ayrıntılı bilgi toplamak gibi ek maliyetler yükleyecektir. Bu tip maliyetler enflasyonun etkinliği bozması, diğer bir ifadeyle kum etkisi olarak adlandırılmaktadır. Farklı bir bakış açısından ücret belirleme süreci firmalara ek maliyet yüklemenin yanı sıra ücretleri istediği gibi ayarlayabilme imkânı da sunmaktadır. Enflasyonun ekonomik etkinliği arttırdığı varsayılan bu etkiye ise yağ etkisi adı verilmektedir (Biçerli, 2011, s. 567-568).

Ücret ve fiyatlar arasındaki ilişkiler ve bunların işgücü üzerinde yarattığı dinamik etkilerin ortaya çıkış nedenlerinin analizinde Phillips Eğrisi önemli bir yere sahiptir. Phillips, ücretler ve fiyatlar arasındaki bilinen bir gerçeği ilk kez açık seçik bir eğri şeklinde ortaya koymuştur.

Fiyatlar genel seviyesinin yükselmesi olarak tanımlanan enflasyon olgusu sadece fiyatların yükselişi ile açıklanamaz. Bir ekonomide fiyatlar belirli bir dönemde iki katına çıkartıldığında, aynı dönem içinde kârlar ve gelirler de iki katına çıkarsa enflasyondan söz etmek mümkün olmayacaktır. Burada ekonominin genel dengesini değiştirmeyen bir durum söz konusu olmaktadır.

İşsizlik ve enflasyon arasındaki ünlü Phillips ilişkisi Yeni Zelandalı bir iktisatçı olan A. W. Phillips tarafından 1958 yılında İngiltere üzerine yazdığı bir makaleyle ortaya konulmuştur. Geleneksel Phillips Eğrisi olarak adlandırılan aşamadan sonra yapılan katkılarla bekleyişlerin etkisi de dikkate alınarak uzun dönemli analizler yapılmasına imkân veren yeni katkılar söz konusu olmuştur. Paul A. Samuelson ve Robert M. Solow 1960’lı yıllarda Phillips Eğrisini alternatif ekonomi politikaları oluşturulmasında farklı seçenekler sunan bir araca dönüştürmüş ve popüler olmasını sağlamışlardır (Biçerli, 2011, s. 574).

Phillips Eğrisi

Ekran-Resmi-2025-04-23-23.12.08-1024x410 92. İşsizliğin Diğer Makroekonomik Göstergelerle İlişkisi Kapsamında İlk Akla Gelen Konular Nelerdir?

Kaynak: Ceylan-Ataman, 1998: 48.

Phillips eğrisi parasal ücretlerdeki değişme ile işsizlik arasındaki negatif ilişkiyi ortaya koymaktadır. Yani ekonomide talep artışı varsa parasal ücret artış oranı yükselecek ve işsizlik oranı azalacaktır. Bu sonuç iki ilişkinin bileşiminden elde edilmektedir. Bir tanesi fazla talep ile parasal ücretlerdeki değişme arasındaki ilişki, diğeri ise fazla talep ile işsizlik oranı arasındaki ilişkidir.

Talep artışı karşısında azalan işsizlik oranı ücretlerin artış oranını hızlandırmakta ve Phillips eğrisinden işsizlik oranı ile enflasyon oranı arasındaki ilişki türetilebilmektedir. Böylelikle dikey ekseni Fiyatlardaki Değişme şeklinde değiştirebiliriz. Bu değişiklik şeklin ikinci kısmında yer almaktadır.

Phillips eğrisi ile yıllık fiyat artışlarındaki bir azalmanın ancak işsizlik oranının artması pahasına gerçekleşeceği ortaya konmaktadır. Dolayısıyla enflasyonu önlemeye yönelik iktisat politikası işsizliğin boyutlarını artıracaktır. Phillips eğrisi kısa dönemde gözlenen bir eğridir. Phillips’e göre eksik istihdam oranıyla ücret oranının artışı arasında doğrusal olmayan nispeten istikrarlı bir ilişki vardır. Buna göre ekonomide enflasyon ya da ücret oranları yükseldikçe işsizlik oranı gerilemekte ya da enflasyon ya da ücret oranı düştüğünde işsizlik oranı artmaktadır. Phillips eğrisinin biçiminden de anlaşılacağı üzere işsizlik oranı azaldıkça ücret oranı daha hızlı artmaktadır.

Phillips eğrisinin Keynesyen ve Monetarist yorumları ile ilgili tartışmalar da bu eğrinin uzun dönem ve kısa dönemde aldığı şekil ve istikrarı konularında yoğunlaşmaktadır. Bu tartışmalar; politika uygulamalarına da yansımaktadır.

Kısa ve Uzun Dönem Phillips Eğrileri

Ekran-Resmi-2025-04-23-23.12.45 92. İşsizliğin Diğer Makroekonomik Göstergelerle İlişkisi Kapsamında İlk Akla Gelen Konular Nelerdir?

Kaynak: Turkan ve Tümer, 2018.

Keynesyenler (E. Phelps ) Phillips eğrisini kısa dönem için yorumlarken Neo-klasik düşünceyi temsil eden Monetaristler (M. Friedman ) bu eğriyi uzun dönem için yorumlamışlardır. Bu konudaki en önemli açıklama Friedman (1986) tarafından gelmektedir. Friedman’ a göre Phillips tarafından öne sürülenler kısa dönemde doğru olmakla birlikte Phillips Eğrisi uzun dönemde düşey bir hal almaktadır.

Düşey Phillips eğrisi ile sıfır enflasyona karşılık gelen bir işsizlik oranına ulaşılmaktadır. Bu oran Doğal İşsizlik Oranı olarak tanımlanmaktadır. Buradaki doğal sözcüğü ekonomiye hiçbir müdahale olmadığı durumdaki işsizliktir yani geçici (friksiyonel-arızi) işsizliktir. Friedman’ a göre; tam istihdam durumunda ve uzun dönemde ekonomi daima doğal işsizlik oranına dönme eğilimindedir (Ceylan-Ataman, 2016, s.  218)[1].

M. Friedman ve E. Phelps enflasyonla işsizlik arasındaki seçimin (arbitrajın) geçiciliğini vurgulamakta ve enflasyonist bekleyişlerin önemi üzerinde durmaktadır. Buradaki bekleyişler uyarlayıcı (adaptif) bekleyişlerdir. Buna göre beklenen enflasyon oranı geçmiş enflasyon oranlarının ağırlıklı ortalamasıdır.

Bir ülkede geçici işsizlik ile yapısal işsizliğin toplamı doğal işsizlik oranını vermektedir. Geçici ve yapısal işsizliğin azalması Beveridge eğrisini orijine yaklaştırmaktadır. Bu durum ekonomide doğal işsizlik oranının azalması anlamına gelmektedir (Keskin & Şen, 2010, s. 202).

1980’li yıllarda özellikle Avrupa ülkelerinde işsizliğin doğal oranının üzerine çıkması ile iktisatçıların işsizliği açıklamada işgücü piyasasındaki esnekliği ortadan kaldıran nedenleri araştırmaya yönelmesi ile NAIRU kavramı ortaya çıkmıştır. Enflasyonu hızlandırmayan işsizlik oranı (Non Accelerating Inflation Rate- NAIRU) yaklaşımı Phillips Eğrisi ve doğal işsizlik oranına karşılık gelen ve çoğunlukla Yeni Keynesyen iktisatçıların kullandığı bir kavramdır. Bazı iktisatçılara göre NAIRU işgücü ve mal piyasalarının dengede olduğu istihdam oranını veren doğal işsizlik oranıyla aynı şeydir. NAIRU istikrarlı bir enflasyon oranı sağlayan işsizlik oranı olarak tanımlanmaktır. Eğer bir ülkede enflasyon NAIRU’dan daha düşükse enflasyon yükselme eğilimine girer (Şıklar, vd. 1990, 5).

NAIRU, işçilerin reel ücret hedefi, emek verimliliği ve firmanın mark-up (maliyet artı kâr fiyatlaması) genişliği ile belirlenmiş olası dengedir. Yani NAIRU yaklaşımında işçiler ve firmalar arasında güç dengeleri ve rijitliklerin (katılıkların) işgücü piyasasını şekillendirdiği temel varsayım olarak kabul edilmiştir. Güçlü sendikaların varlığı, asgari ücret yasaları, yüksek vergi oranları gibi nedenlerin yanı sıra cari işsizlik oranıyla doğal işsizlik oranı arasında bir ilişkinin olduğu ortaya atılmıştır. NAIRU’nun mikro temelleri işgücü ve mal/hizmet piyasalarındaki eksik rekabet teorileriyle ilişkilendirilmektedir. Bu iki kavram birbirine benzese de birbirinin aynı kavramlar değildir. Ancak cari işsizlik oranı ve doğal oran birbirinden bağımsız değildir. Cari işsizlikte değişimler doğal oranı değiştirmektedir. Konjonktürel işsizlik oranındaki bir artış doğal oranın seviyesinde bir artışa yol açmaktadır (Parasız & Bildirici, 2002, s. 295-303).

Politika uygulamalarında işsizlik ile enflasyon arasında bir tercih yapılmasını doğuran sürecin açıklanması ve politika uygulamaları bakımından son derece önemli olan Doğal İşsizlik Oranı kavramının tanımlanabilmesi bakımından Phillips eğrisinin açıklanması önem taşımaktadır. NAIRU ise tamamen politika uygulamalarından kaynaklanan bir durumdur.

Ekonomilerin yapısal özellikleri 1960’lardan itibaren NAIRU’nun artmasına neden olmuştur. NAIRU’yu arttıran nedenler şöyle sıralanabilir:

  • Emek gücünde gençlerin payının artması,
  • İşsizlik yardım programlar,
  • Ekonominin deregülasyonu ve üretim yapısındaki değişim,
  • Bölgesel ve sektörel mobilite eksikliği,
  • Vergi ve ücret dışı emek maliyetinde artışlar,
  • Emek gücünün kompozisyonundaki değişme
  • Asgari ücret uygulamaları NAIRU’nun artışını hızlandırmıştır.

NAIRU kavramının yanı sıra Ücret Oranını Hızlandırmayan İşsizlik Oranı. (Non Accelerating Wage Rate NAWRU) işsizlikle ücret arasındaki ilişkiyi açıklamak üzere kullanılmaktadır. Denge hipotezi reel ücretlerdeki artışın verimlilikteki gelişmeyle örtüştüğü işsizlik oranını içermektedir. Bu nedenle NAWRU çeşitli ülkeler için ayrı ayrı hesaplanmaktadır. Tıpkı NAIRU’da olduğu gibi NAWRU’da ülkeden ülkeye değişmektedir (Parasız & Bildirici, 2002).

Biçerli, Kemal M. (2011). Çalışma Ekonomisi, Beta: İstanbul.

Ceylan-Ataman, B. (1998). İşsizlik Sorununa Yeni Yaklaşımlar, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, 53 (1), 59-72

Ceylan-Ataman, B. (2016). Çalışma ekonomisi teori ve politikalar (2. Baskı), İmaj Yayınevi.

Keskin, A. ve Şen, H. (2010). Beveridge Eğrisi: Teori ve Türkiye Uygulaması, TİSK Akademi, 5 (10), 199-219.

Parasız, İ. & Bildirici, M. (2002). Modern emek ekonomisi. Ezgi Kitabevi Yayınları.

Şıklar, İ., Kaya, A., & Gerek, S. (1990). NAIRU, teori eleştiri ve Türkiye uygulaması. Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Yayınları.

Turkan, S. ve Tümer, U. (2018). Phillips Eğrisinin Türkiye Ekonomisinde Analizi, http://www.deu.edu.tr/userweb/pinar.emirhan/dosyalar/phillips%20egrisi.ppt, (13.03.2018).

http://www.mahfiegilmez.com/p/ekonomi-sozlugu.html


[1] Milton Friedman, geçici ve yapısal işsizlik biçiminde ortaya çıkan işsizliği doğal işsizlik ve bunun oranına da doğal işsizlik oranı adını veriyor. Doğal işsizlik oranı her ekonomi için kendi yapısına göre oluşmuş farklı bir orandır. Bu tür hesaplamalar genellikle uzun yıllar ortalaması alınarak yapılır. Örneğin bu oran ABD ekonomisi için %4 – 5 aralığı olarak hesaplanmaktadır (http://www.mahfiegilmez.com/p/ekonomi-sozlugu.html)

Share this content: