59. Göçü Açıklamaya Çalışan Teoriler Nelerdir?

Göç sadece günümüze has bir olgu değildir. Yüzyıllar boyunca farklı nedenlerle yaşanan göçler dünyanın önemli bir kısmını etkisi altına almıştır. Ekonomik, kültürel, siyasi ve iklimsel pek çok koşuldan etkilenen göçleri açıklamaya çalışan çok sayıda teori bulunmaktadır. Bu teoriler çeşitli şekillerde sınıflandırılmıştır. Mikro, meso ve makro göç teorileri ya da Erken Dönem ve Çağdaş Göç Teorileri gibi farklı bakış açılarından söz etmek mümkündür. Antropolojik, demografik, ekonomik, sosyolojik, tarihsel, coğrafi ve hukuki yönlerden göçü açıklamaya çalışan pek çok yaklaşım bulunmaktadır.

Erken dönem göç teorileri daha çok nüfus hareketleri üzerine yoğunlaşmaktadır. Nüfus ve göç teorileri ilk olarak 19. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Bu aşamada göç olgusu yer değiştirmek isteyen bireylerin kararları açısından değerlendirilirken 20. yüzyıldan itibaren çeşitli disiplinler tarafından farklı kavramsallaştırmalara dayalı ve teorik temelleri birbirleri ile aynı olmayan göç teorileri geliştirilmeye başlanmıştır. Ravenstein’in Göç Teorisi, Marksist Teori, Kesişen Fırsatlar Teorisi, İtme-Çekme Teorisi ve Petersen’in Göç Sınıflandırması Erken Dönem Göç Teorilerindendir (Özgüler & Ulukan-Korul, 2018, ss. 33-64).

Alman-İngiliz kökenli coğrafyacı ve harita uzmanı olan E. G. Ravenstein 1871 ve 1881 İngiliz nüfus sayımı verilerindeki doğum yeri çizelgelerinin içerdiği verileri kullanarak göç sürecinin temel mekanizmalarını açıklamaya çalışmıştır. Ravenstein 1885 ve 1889 tarihli ikisi de Göç Yasaları (The Laws of Migration) adını taşıyan makalelerinde, göçün yönünün ekonomik ve sosyal açıdan daha iyi fırsatlar sunan alanlara doğru olacağını ve bu süreçte hareketi etkileyen en temel unsurun uzaklık olduğunu vurgulamıştır. Ravenstein kanun demekle birlikte çalışmalarında ilke ve kural ifadelerini de kullanmıştır (Ravenstein, 1885; Ela-Özcan, 2017, s. 188).

Kendi başına Marksist bir göç teorisi olmamakla birlikte, Marx, Kapital isimli ünlü eserinde, feodal üretim tarzından kapitalist üretim tarzına geçişin kırdan kente göç olgusuna yol açtığını ortaya koymaktadır. Ayrıca kapitalist üretim biçiminin ortaya çıkışında sömürgecilik ve köleliğin etkin olduğunu açıklayarak zorunlu göçlere atıf yapmaktadır (Yalçın, 2004, s. 48).

Kesişen Fırsatlar Teorisi nüfus hareketlerinin dağılımını belirlemek için mesafenin nasıl işlediğini analiz etmektedir. S. A. Stouffer, itme ve çekme teorisi gibi teorilerin yaygın olarak kullanılmasına rağmen içlerinde barındırdıkları mesafe bileşenini hesaba katmadıkları için yeterince açıklayıcı olmadıklarını savunmaktadır (1940, s. 846).

İtme-Çekme Teorisini 1966 yılında geliştiren Lee’ye göre Göç Teorisi çalışmasında, Ravenstein’in çalışmaları kategorik bir düzen içinde şekillendirmemiş olduğundan eleştirilebilecek yanları bulunsa da Göç Kanunlarından söz etmiş olmasının iyi bir başlangıç noktası olduğunu belirtmektedir (s. 47). İtme-çekme teorisine göre göç olayında; yaşanılan yer ile ilgili faktörler, gidilmesi düşünülen yer ile ilgili faktörler, işe karılan engeller ve bireysel faktörler olmak üzere dört temel faktör bulunmaktadır.

Göç olgusu ile ilgili olarak oldukça kapsamlı araştırmalar yapan bir başka göç teorisyeni W. Petersen’dir. Petersen’in Göç Sınıflamaları temel olarak itme-çekme faktörlerinin altında yatan asıl nedenleri araştırmaktadır. Petersen her insanın aynı ve göçün de normal bir olgu olduğu düşüncesine karşı çıkmaktadır (1958, s. 259). Petersen’in göç sınıflamasında beş göç türü bulunmaktadır. Bunlar;

  • İlkel göç: Doğal çevrenin itmesi sonucunda oluşan göçlerdir. Bu göç tipi; kuraklık, kötü hava koşulları gibi çevrenin yarattığı zorluklardan kaynaklı göçleri kapsar.
  • Zorlama göç: Yönetimi elinde tutan otorite tarafından bir topluluğun göçe zorlanması ile oluşan göç tipidir. Bu göç tipinde, topluluğun göç etmekten başka seçeneği yoktur.
  • Yöneltilmiş göç: Sömürgelerde yaşanan kölelik benzeri uygulamalar bu kapsamda ele alınmaktadır.
  • Serbest göç: Göç kararının tamamen göçmenlerde olduğu göç tipidir. Bu göç tipi, kitlesel göçlerden çok, bireysel nedenlerle oluşan kişisel göçleri tanımlamaktadır. Serbest göç yenilik ve daha iyi koşullara kavuşmak için gerçekleştirilen göçtür.
  • Kitlesel göç: Bu göç tipi, bir ülkeden veya bir bölgeden başka bir yere çok sayıda insanın göç etmesini ifade etmektedir. Dünyadaki ulaşım ağı ve teknolojinin gelişmesi kitlesel göçleri yaratmıştır (Aksoy, 2012, s. 292).

Erken dönem göç teorilerini bu şekilde özetledikten sonra Çağdaş göç teorilerinin kısa açıklamalarına geçebiliriz.

Çağdaş Göç Teorileri kendi içinde Göç Akımlarının Nedenlerini Açıklamaya Yönelik Teorilerve Göç Hareketlerinin Sürekliliğini Açıklamaya Yönelik Teoriler olmak üzere ikili bir ayrım ile ele alınmaktadır. Diğer bir ifadeyle nedenler ve süreklilik göçler bakımından ayırıcı unsur olarak görülmektedir.

Göç akımlarının nedenlerini açıklamaya yönelik teoriler; Neo-klasik Ekonominin Makro Teorisi, Neo-klasik Ekonominin Mikro Teorisi, İşgücü Göçüne İlişkin Yeni Ekonomi Teorisi, İkili İşgücü Piyasası Teorisi, Merkez-Çevre Göç Teorisi (Dünya Sistemleri) Teorisidir.

Göç hareketlerinin sürekliliğini açıklamaya yönelik teoriler ise; İlişkiler Ağı Teorisi, Kurumsal Göç Teorisi, Kümülatif Nedensellik Teorisi, Göç Sistemleri Teorisidir.

Neo-klasik Ekonominin Makro Teorisi çağdaş göç teorilerinin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Neo-klasik Teoriye göre göç, işgücünün çeşitli piyasalarda karşılaştığı kazanç farklılıkları sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bu konuda ortaya konan temel çalışmalar; W. A. Lewis (1954), M. Todaro (1969) ve J. R. Harris – M. Todaro (1970) tarafından ekonomik kalkınma süreci içinde ortaya çıkan göç sürecini açıklamak için yapılmıştır (Ela-Özcan, 2017, s. 195). W.A. Lewis 1954 tarihli Sınırsız Emek Arzıyla Ekonomik Kalkınma (Economic Development with Unlimited Supplies of Labour) isimli makalesinde A. Smith’ten Marx’a kadar klasik iktisatçılar sınırsız emek arzının ancak geçimlik ücret düzeyinde geçerli olabildiğini varsaymışlardır (Lewis, 1954, s. 139).

Neo-Klasik Ekonominin Mikro Teorisi, L. A. Sjaastad, G. J. Borjas ve M. Todaro, M. Todaro-J. R. Harris tarafından yapılan çalışmalarla geliştirilmiştir. Teoriye göre göçte belirleyici olan rasyonel bireydir. Birey hedef ülkede elde edeceği kazançları ve göç maliyetlerini karşılaştırarak göç kararı vermektedir. Yaş, deneyim, öğrenim, medeni durum, uzaklık gibi bireysel faktörler karar verme sürecinde dikkate alınmaktadır. Kişiler sahip oldukları özelliklerine göre daha yüksek kazanç elde edecekleri bölge/ülkelere doğru göç etmeye karar verirler. Ancak bireylerin, daha yüksek kazanç elde etmeden önce, katlanmaları gereken bazı maliyetler vardır. Bu maliyetler yolculuk masrafları, iş arama sürecindeki maliyetler, yeni bir dil öğrenme, kültürel uyum çabası, uyum sürecinin getirdiği psikolojik sıkıntılardan oluşan faktörlerdir. Ayrıca yasal olmayan yollardan göçü göze alan bireyler hapis cezası, sınır dışı edilme gibi riskleri de bu hesaplara dâhil etmek zorundadırlar. Bu yönüyle göç bir beşerî sermaye yatırımı gibi ele alınmaktadır (Borjas, 1990; Ela-Özcan, 2017, s. 196).

1990’lı yıllarda O. Stark tarafından geliştirilen İşgücü Göçüne İlişkin Yeni Ekonomi Teorisine göre, göç etme kararı tek tek bireyler tarafından değil, bir hanehalkının tüm fertleri hatta bazen topluluğun tümü gibi birbiriyle bağlantılı çok sayıda kişi tarafından alınmaktadır. Bu şekilde alınan kararlar sayesinde hem beklenen gelir maksimize edilmeye hem de işgücü piyasası dışındaki piyasalarda başarısız olmaya yol açacak risklerin aşılmasına çalışılmaktadır. Hanehalkı, bireylerden farklı olarak ailenin verimli gelir kaynaklarını daha etkili bir biçimde çeşitlendirebilir. Stark’a göre göç yalnızca iki ülke arasındaki gelir farklılıkları ile değil aynı zamanda güvenceli işlerin varlığı ve sayısı, yatırım olanakları gibi faktörlerden de etkilenmektedir (1991).

Habison (1981), Sandell (1977) ve Mincer (1978) tarafından yapılan çalışmalar da göç kararını ailenin stratejik bir kararı olarak ele almakta ve ailenin net gelirlerini arttıracak biçimde bazı bireylerinin ya da tüm ailenin göç etmesi şeklinde karar verildiğini ortaya koymaktadırlar (akt. Ela-Özcan, 2017, s. 201).

İkili İşgücü Piyasası Teorisi işsizlik, ayrımcılık, sendikalar, gelir dağılımı ve yoksulluk gibi konuları açıklamada kullanılan, kendine has özellikler taşıyan bir teoridir. 1960 ve 1970’li yıllarda çalışma ekonomistleri tarafından yoğun olarak tartışılmaya başlamıştır. Geleneksel hipotezi Leo Rogin’in 1956 tarihli bir çalışmasına dayanan, özünde mikro bir durumu yansıtan ve beşerî sermayeye dayanan bir teoridir (Cain, 1976, s. 1216). Bu teorinin en güçlü savunucusu M. J. Piore’dir. İşgücü piyasalarının bölünmesi tam rekabetçi işgücü piyasaları varsayımı altında İkili İşgücü Piyasaları teorisini şekillendirmektedir (Güllüpınar, 2012, s. 85; Magnac, 1991, s. 165). İkili İşgücü Piyasası Teorisinde ikincil işlerolarak tanımlanan işlerde; göreli ücretler düşük ve ilerleme fırsatları az olmaktadır. Ayrıca, bu işlerde yüksek işgücü devri durumu belirgin olmaktadır. Gençlerin, kadınların, engellilerin ve göçmen işçilerin ikincil piyasalarda istihdam edildiği ileri sürülmektedir. Günümüzde göçmen işçilerin istihdam edildikleri işler kısaca 3D işler şeklinde tanımlanmaktadır. 3D Dirty (pis), Dangerous (tehlikeli) ve Demeaning (nitelik gerektirmeyen) işler anlamına gelmektedir (Çalış, 2012, s. 110).

Sanayi toplumlarının işverenler çözüm olarak, düşük ücretlerle çalışmayı kabul edecek göçmen işçileri istihdam etmeyi tercih etmeleri ile sonuçlanan yapısal enflasyon, meslek hiyerarşisinin en alt kademesinde çalışmanın sürdürülebilir bir durum olmadığının düşünüldüğü motivasyon sorunları, birincil ve ikincil işler ayrımına yol açan ekonomik düalizm ve emek arzının yapısı nedeniyle göçmen işgücüne talep ortaya çıkmaktadır (Massey vd., 2014, s. 21; Piore & Sabel, 1984).

Merkez-Çevre Görüşü, 1970’li yıllarda S. Amin, I. Wallerstein ve A. G. Frank tarafından ortaya atılmış ve 1980’li yıllarda S. Castles, S. Sassen ve A. Portes gibi akademisyenler tarafından geliştirilmiştir. Bu teoriye göre; dünya, merkez ve çevre olarak ikiye ayrılmıştır. Merkez olarak adlandırılan ülkeler ekonomik ve sosyal olarak gelişmiş, kapitalist ilişkiler sistemini benimsemiş ülkelerdir. Çevre ülkeler ise kapitalist ağlara ve değerlere sahip merkez ülkelere bağımlı olan ülkelerdir.

Merkez-Çevre Teorisine göre göç, kapitalist gelişim sürecinin neden olduğu çözülmelerin ve yer değiştirmelerin bir sonucudur. Kapitalist ekonomi Batı Avrupa, Kuzey Amerika ve Japonya’daki merkezlerden giderek daha geniş halkalar hâlinde yayıldıkça dünya nüfusunun giderek büyüyen kısmı dünya pazar ekonomisine dâhil edilmektedir. Çevre bölgelerdeki toprak, hammadde ve emek dünya pazarlarının denetimi altına girdikçe göç akımları oluşmakta, bunların önemli bir kısmı dış ülkelere doğru yönelmektedir (Abadan-Unat, 2006).

Göç Hareketlerinin Sürekliliğini Açıklamaya Yönelik Teorilerden ilki Göçmen İlişkiler Ağı Teorisidir. Kurumsal Teori, Kümülatif Nedensellik Teorisi, Göç Sistemleri Teorisi olmak üzere dört teori bulunmaktadır.

Göçmen İlişkiler Ağı Teorisi, 1990’lı yıllarda sosyolojide kişiler arası ilişkileri açıklamakta kullanılmakta olan ağ (network) kavramının göç olgusunu açıklamakta kullanılmasıyla ortaya çıkmıştır. Massey, göç ağını göçmenlerin aileleri, arkadaşları ve ülkelerinde kalan yakınları ile karşılıklı ilişkilerinin bir bütünü olarak tanımlamıştır. Bu ağlar göç sürecinin maliyetini ve risklerini azaltarak göç kanalları oluşmasına yol açmaktadır. Göç kanalları çoğaldıkça, göçmenler için daha fazla hedef ülke ve faaliyet alanı ortaya çıkmaktadır (Güllüpınar, 2012: s. 72).

Kurumsal Teoriye göre, uluslararası göç başladıktan sonra, gelişmiş ülkelere gitmek isteyen çok sayıdaki insan bakımından göçmen vizesi alma durumu ortaya çıkmıştır. Bu alanda yaşanan sorunlar özel kuruluşlar ve gönüllü organizasyonlar tarafından giderilmeye çalışılır. Ortaya çıkan yasal ya da yasadışı kurumlar göç sürecinde etkili olmaktadır (Massey vd., 2014, s. 30; Prothero, 1990).

Kümülatif Nedensellik Teorisi, göçün başlamasını takiben kendini devam ettirerek nasıl zamanla daha yaygın hâle geldiği düşüncesine dayalıdır. Bu teori, her göç atılımının onu izleyen göç etme kararının verileceği toplumsal çerçeveyi değiştirdiği noktasından hareket etmektedir (Abadan-Unat, 2006). Sosyal bilimciler göçü kümülatif (birikimli) biçimde etkileyen sosyo-ekonomik etkenleri saptamışlardır. Bunlar; göç ağlarının yaygınlaşması, gelirin dağılımı, toprağın dağılımı, tarımsal üretimin örgütlenmesi, göç kültürü, beşerî sermayenin bölgesel dağılımı, toplumsal etiketlenme, kümülatif nedenselliğin çerçevesini çizmektedir.

Göç Sistemleri Teorisine göre iki veya daha fazla ülke arasında karşılıklı olarak göçmen değişimi ile bir göç sistemi ve ilişkiler zinciri oluşmaktadır. Meksika ve ABD arasındaki göç örneğinde olduğu gibi coğrafi bir yakınlık olabileceği gibi Fransa ve Barı Afrika arasında olduğu gibi coğrafi yakınlık söz konusu olmadığında da bir göç sisteminden söz edilebilir (Massey vd., 2014, s. 32).

Uluslararası göçü açıklayan tek ve kapsamlı bir kurumsal açıklama/teori henüz mevcut değildir. Temel varsayımları ve hipotezleri farklı çok sayıda göç teorisinden söz edilmektedir (Özgüler & Ulukan-Korul, 2018, s. 33-64).

Göçü açıklamaya çalışan teoriler konusuna ana hatlarıyla değindikten sonra bu noktada çalışma ekonomisi konuları arasında göç konusunun nasıl ele alındığı ile ilgili küçük bir hatırlatma yapılabilir. İzleyen başlıklarda da görüleceği üzere toplumsal ve ekonomik alanlarda nedenleri, etkileri ve sonuçları olan göç olgusunun işgücü piyasaları üzerinde de etkileri olması kaçınılmazdır.

Genel olarak göç olgusunun beşerî sermaye yatırımı kategorisinde ele alındığı kitlesel göçlerin işgücü piyasaları üzerindeki etkilerine pek yer verilmediği söylenebilir. Ancak kitlesel akınların emek arzı üzerindeki etkisi yerel dengeleri ve işgücü piyasalarının yapısını değiştirebilecek nitelikte olduğundan mutlaka analizlere dâhil edilmesi gerekmektedir. İşgücü piyasalarında göç eden kişilerin nitelikleri ile bağlantılı analizlerde tamamlayıcılık ve ikame ilişkilerinden de söz edilmektedir. Gelen göçmenler yerel işgücü piyasalarında tamamlayıcı rol oynuyorsa katkılarından söz edilirken, yerel işgücünü işgücü piyasası dışına itiyorsa ikame ilişkisinden söz edilir. Bu durumda da konu göç sonrası işsizlik oranlarını doğrudan etkiler. Elbette göç sadece işsizliği değil, istihdam, eksik istihdam, kayıt dışı istihdam, bağımlılık oranı, verimlilik gibi diğer işgücü piyasası göstergelerinde de değişim ve dönüşümlere yol açmaktadır.

Abadan-Unat, N.(2017). Bitmeyen Göç Konuk İşçilikten Ulus-Ötesi Yurttaşlığa, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları 30, Göç Çalışmaları 1, Bilgi İletişim Grubu Yayıncılık Müzik Yapım ve Haber Ajansı Ltd. Şti. İstanbul.

Cain, G. G. (1976). The Challange of Segmented Labor Market Theories to Orthodox Theory: A Survey, Journal of Economic Literature, 14 (4), 1215-1257.

Ela-Özcan, E. D. (2017), Çağdaş Göç Teorileri Üzerine Bir Değerlendirme, İş ve Hayat Dergisi, 4, 183-215.

Güllüpınar, Fuat (2012). Göç Olgusunun Ekonomi-Politiği ve Uluslararası Göç Kuramları Üzerine Bir Değerlendirme”, Yalova Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 4, 53-85.

Massey, D. vd. (2014). Uluslararası Göç Kuramlarının Bir Değerlendirmesi, (Çev., Dedeoğlu, S. vd.), Göç Dergisi, 1 (1), 11-46.

Özgüler, V., & Ulukan-Korul, A. (2018). Göç Teorileri. İçinde V. Özgüler (Ed.) Göç ve göçmen sorunları (ss. 33-64). Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Yayınları.

Prothero, R.M., (1990). Labor Recruiting Organizations in the Developing World: An Introduction, International Migration Review, 24, 221-228.

Ravenstein, E.G. (1885). The Laws of Migration, Journal of the Statistical Society of London, 4 8(2), 42-43.

Yalçın, C. (2004), Göç Sosyolojisi, (1. Baskı), Anı Yayıncılık: Ankara.

Share this content: